Arşivler

Yüksek Ateş ve Isıyla Kanser Tedavisi

Klinik Psik. Doktora Öğr. Perihan Yıllı

 http://pozitifid.com/

http://pozitifid.wix.com/pozitifid#!about/cipy

her şey sende ve doğada gizli…

Nobel Ödüllü Alman Onkoloji Profösörü Otto Wargburg’ un “ yanlış nefes kullanımı ile oksijensiz kalan hücrelerin anaerobik solunum ile beslenmesi sonucu kanser hücrelerinin  yaşamsal faaliyetlerini sürdürdüğü”  tıp literatüründe devrim niteliği taşıyan önemli bir laboratuvar çalışmasıdır. Uygulaması son derece kolay olan “Teknik Nefes Çalışmalarının” insan sağlığına hizmet etmesi , nefes çalışmalarının kabul görmesi açısından oldukça  önemlidir BirYudumNefes.

Yine çok önemli bir uygulama  Yüksek Ateş ve Isıyla Kanser Tedavisi Almanya’dan insanlığa sunulan yine doğal ve yan etkisiz olması sebebiyle önemli bir gelişme olarak tıp tarihinde yerini alması ve hızla uygulanması gereken bir çalışmadır.

Alman doktor Robert Gorter, 1976 yılında tıp fakültesini yeni bitirdiği günlerde kansere yakalandı. Kendisine aşama 4 testiküler kanser tanısı kondu. Hocalarının dediğine göre üç aylık ömrü vardı. Ama o buna inanmadı. Kemoterapi ve radyoterapi gibi geleneksel tedavi yöntemlerine de inanmıyordu. Bir doktor olarak ateşin bağışıklık sistemini güçlendiren bir etkisi olduğunu biliyordu.

Zira o sebepten hastalanınca ateşimiz yükselmiyor muydu?

Kararını verdi. Ateşini bilinçli olarak yükselterek ve bağışıklık sistemini kamçılamasıyla bilinen ökse otu ekstresini kendi kanına şırınga ederek bir tedavi uygulayacaktı.

Umutsuzluk nedir bilmemesi ve pozitif  düşünme yöntemlerinin de katkısıyla kanseri bir yıldan az bir sürede yendi. Sonra hayatını bu tekniği bütün kanser hastalarına uygulamaya adadı. Yaklaşık 30 yıldır, kurucusu olduğu Köln Tıp Merkezi’nde ateş yani hipertermi tedavisiyle, en ağır kanser vakalarına umut olan Dr. Gorter tedavi yöntemi;

Tedavi yönteminin mantığı neye dayanıyor?

Tıbben şunu biliyoruz ki, vücut ateşlenmeye başladığında bağışıklık savunma ordusunun tümü faal hale geçer. Hafif bir ateş dahi vücutta aktif bir şekilde dolaşan bağışıklık hücresi sayısını iki katına çıkartır.

Ama biz tam tersine ateşlenmeyi kötü olarak biliyoruz ve hep ateşimizi düşürmeye çalışırız hastalandığımızda…

Tam tersidir gerçek. Yeni doğan bir çocuk hayatının ilk yılında ortalama yedi viral enfeksiyon geçirir ve çocukluğu süresince de ateşlenmeye sebep olan diğer hastalıklara yakalanır. Bu ateş evreleri, onu gelecekte karşılaşacağı kanser gibi hastalıklardan koruyacak olan bağışıklık sisteminin gelişimini başlatır.

Öyleyse kanser hastalarının sağlıklı insanlara kıyasla bir ateşlenme problemi mi oluyor genellikle?

Kansere yakalanan hastaların ateşlenemediklerini görürüz. Son birkaç yıldır sık sık üşüdüklerini, el ve ayaklarının buz kestiğini söylerler.

Kanser hastaları teşhisten önce başka ne tür belirtiler gösteriyorlar?

Kanser hastaları genelde hiç hastalanmadıklarını dile getirirler. Bu hastaların iç sıcaklıkları sağlıklı insanlarınkinden ortalama 0.5 derece daha düşüktür. Hastalar kısa boğaz ağrıları çekebildiklerini, soğuk algınlığı yaşayabildiklerini ancak buna hiçbir zaman ateşin eşlik etmediğini söylerler. Ayrıca ateşlenecek bile olsalar hemen aspirin, tylenol ya da antibiyotik kullanırlar. Bu ilaçlar da ateşi baskılayarak, ateşlenme sisteminin kalıcı olarak bozulmasına yol açar.

Normal iç ısımız ne olmalı ve kanser hastalarında bu nasıldır?

Tüm kanser hastalarında iç sıcaklık 36.4 derecedir ki bu sağlıklı insanlarınkinden 0.5 derece daha düşüktür.

38.8 DERECENİN SIRRI 

  1. Vücut ısısı 38.5 dereceye ulaşınca, bağışıklık sistemi alarm durumuna geçer.
  2. Bu sıcaklıkta, kandaki bağışıklık kimyasalları altı saatte iki katına çıkar.
  3. Kanser hastalarındaki bağışıklık sistemini tekrar harekete geçirmek için, tüm beden hipertermisi uyguluyoruz. Yani tüm bedeni 39 hatta bazı durumlarda 40 dereceye kadar ısıtıyoruz.
  4. Kanserli bölgeye lokal sıcak uygulaması da uyguluyoruz ki bu da 42 derecelik ısı ile yapılıyor. Bu durumda kanser hücreleri öldüğü gibi etraflarındaki sağlıklı hücreler hiçbir zarar görmezler.
  5. Isıtmayı infrared lambalarla yapıyoruz. Bugüne kadar yapılan araştırmalar kanser hücrelerinin 38.8 derecede ölmeye başladıklarını ve 42 derecede neredeyse tüm kanser hücrelerinin yok edildiğini göstermiştir.

Gençliğinizde siz nasıl ısıtmıştınız bedeninizi?

Ben haftada iki gün 42 derecelik sıcak suyun bulunduğu bir küvete giriyordum.

Sadece ateş yaratarak tüm hastalıkları tedavi edebilirdim” demiş Yunan doktor Parmenides milattan önce 500’lerde… Ateş ve sıcak terapisi antik çağlardan beri bilinir. Türklerin  Hamam kültürü, Romalıların sıcak sülfür banyoları, Fin hamamları, Avrupa ve Amerika SPA uygulamaları, Japon jakuzileri, Kızılderili terleme çadırları ve dünya çapındaki terapi amaçlı kullanılan sıcak su kaynakları bunun bir göstergesidir. Isıtma haricinde kanıma ökse otu ekstresi şırınga ediyordum ki bu bitki bağışıklık sistemini güçlendiren çok önemli bir bitkidir. Günümüzde de Almanya, İsviçre, Avusturya ve Orta Avrupa’daki kanser hastalarının yaklaşık yüzde 70’i ökse otunu kullanır.

YAN ETKİSİ YOK

Peki kemoterapi ya da radyoterapi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Belki farkında değiliz ama hepimizin kanında daima kanser hücreleri dolaşıyor ve bağışıklık sisteminiz sürekli olarak onları yakalayıp öldürüyor. Kemoterapi ve radyoterapi ise bağışıklık sistemini güçsüz bırakıyor ve hastayı bitkinleştirip daha da hasta ediyor. Benim yöntemim yan etkisiz bir tedavi yöntemi ve diğer tedavi yöntemleriyle bir arada kullanılabilir.

Bir de aşılama yöntemi kullanıyorsunuz hastanenizde, o nedir?

Evet, hastanın kanından bağışıklık sistemini harekete geçirme özelliği olan dendritik hücreleri alıp çoğaltarak geri enjekte ediyoruz.

Ateşlenmek kanseri nasıl yeniyor, biraz da mantığını anlatır mısınız?

Kanser hücresinin bağışıklık sisteminden saklanmak yani kendisini perdelemek, dolayısıyla da yakalanmaktan kurtulmak gibi bir becerisi de vardır. Tüm beden ateş terapisi ve lokal hipertermi bu perdeleme mekanizmasını engeller. Sıcaklıktaki her bir derecelik artış, laktik asit üretimini kanser hücresinin boğulmasına yetecek kadar arttırır. Kanser hücreleri tüm enerjilerini ortaya koyarak kendilerini bekleyen ölümle savaşmayı deneyecekler, dolayısıyla da kaçıp kurtulma mekanizmasını indireceklerdir. Kanser hücreleri kaçış mekanizmalarını indirdiklerinde, çıplak kanser hücrelerini artık çok daha kolay gören dendritik hücreler tarafından rahatça saptanırlar ve bağışıklık sistemi ajanlarınca öldürülürler.

Düzenli Uyku Önemli!

Kanserin sizce en önemli nedeni nedir?

Pek çok neden bir araya geliyor ancak bence vücut ritmi çok önemli. Kanser hastaları son birkaç yıldır düzenli uyku uyuyamadıklarını söylerler. Hemşire veya fabrika işçisi gibi vardiyalı çalışanlar ya da sık sık uzun mesafe uçup saat farkını yaşayanlar veya düzensiz uyku alışkanlıklarına sahip olanların kanser oranları daha yüksektir.

Kitap isteme adresleri:

http://www.dr.com.tr/Kitap/Bir-Yudum-Nefes/Perihan-Yilli/Egitim-Basvuru/Saglik/Geleneksel-Saglik-Yontemleri/urunno=0000000645484

http://www.idefix.com/kitap/bir-yudum-nefes-perihan-yilli/tanim.asp?sid=F5YED7MU7Y2NYBSANE4M

http://vatankitap.gazetevatan.com/kitaplar/bir_yudum_nefes/2/152755

The four basic components of The Gerson Therapy

“Bir Yudum Nefes” Perihan Yıllı

Tüm terapi tekniklerinin ortak amacı, “insanın kendine ulaşması” dır.

Örneğin, ” bilişsel davranışçı terapi /cognitive-behavioral therapy” son yılların en popüler                      terapi tekniklerindendir.

İnsan duygu ve davranışlarının düşüncelerden kaynaklandığını, düşünceler değiştiğinde, duygu ve davranışlarda da değişim yaşanacağını savunmaktadır. Terapide otomatikleşmiş düşünceler, sanrılar, inançlar üzerinde çalışılmaktadır. Sorun çözmeye odaklı bir teknik olup, kişi aynı zamanda daha sonra da kullanacağı beceriler öğrenmektedir.                                 Psikopatolojinin en kabul gören tekniklerindendir.

İşte teknik nefesler ile kişi çok kısa sürede, zahmetsizce biyolojik ve ruhsal sayısız semptomların çözümüne yanıt bulabilecektir ya da olası durumlara önleyici olabilmektedir. Herhangi bir kimyasal ilaç gibi sayısız yan etkilere maruz kalmadan.
Nefes ve nefes tekniklerinin ciddiyetini iki önemli isim çok iyi özetlemektedir;

Bir nefes seansı bir yıllık psikoterapiye eşdeğerdir.  Psik. Dr. Henry Rohberg (ABD)

Kanserin en önemli sebebi yanlış nefes kullanımı ve oksijensiz kalan hücrelerin anaerobik solunum ile beslenmesidir”  Alman Onkoloji Bölüm Bşk. Prof. Otto Wargburg               

Bir Yudum Nefes

    yaşamın ve yaşam anlayışının anahtarı 

İÇİNDEKİLER
BAŞLARKEN / 9

Şimdiye odaklanmak / 13

Düşüncelerin güçlü enerjileri / 16

“Kendimizle iletişimimiz için düşüncelerimizi ve

duygularımızı akort etmeliyiz.” / 18

“Hayatımızı oluşturan her şey,

düşüncenin sürekli değişen ürünleridir…” / 20

“Başımıza her ne gelirse gelsin bizim tercihlerimizden,

bizim seçimlerimizden…” / 23

Mutluluğu öğrenebileceğimizi biliyor muyuz? / 26

İçinizdeki şifacıyı keşfetmelisiniz! / 28

Neden mi nefes? / 32

Tedirginlik mi hissettiniz? / 34

Ciltte doğal botoks etkisi / 35

Kendi kendinizi teşhis etmek ister misiniz? / 37

Nefesinizi doğru kullanmakta kararlı mısınız? / 39

Diyafram nedir? / 40

Solunuma eşlik eden kasların ve

organların farkında olmak! / 42

Hareket noktamız,

nasıl yaşadığımızın “farkında olmak!” / 47

Sınır tanımayan etkileriyle nefes / 49

Beyin dalgalarından yararlanacağımızın

farkında olmak! / 54

Biraz özen göstererek, önlenemez denilen hastalıkları

önleyebileceğimizin farkında mıyız? / 65

Teknikleri uygularken sıklıkla ellerimizi kullanıyoruz.

Nedenini biliyor musunuz? / 66

Acının geçmesi için self healing

(kendini iyileştirme) / 68

Fiziksel ve psikolojik sayısız hastalık… / 70

Çalışmalarda ilerleme kaydettikçe,

nelere sahip olacağınızın farkında mısınız? / 71

Kilolarla probleminiz mi var? / 74

Bizi yöneten güçlü kontrollerin farkında mıyız? / 77

“Bütünün parçalarıyız ve

her birimiz birer enerjiyiz…” / 83

“Bizim hakkımızda karar veren

baskın güçler nelerdir?” / 86

“Bilinç dışımızda herhangi bir bilgi kaydı olmadığının

farkında mıyız?” / 92

İnançlarımız nelerdir? / 94

Bilinçaltımızın kendine özgü kurallı süreçleri vardır / 95

Kendimizi çok kısa dokunuşlarla da olsa

adım adım tanımaya ve anlamaya devam ediyoruz… / 102

Zaafların bilinmesi, işte kendini tanımak,

bu noktada gerçekten çok önemli… / 106

Sürü davranışı / 108

Düşüncelerimi seçebilir miyim? / 111

Bilinç / 114

Sağ-Sol Beyin Teorisi bir efsane mi? / 116

Her iki beyin senkronize edilmeli / 119

Yer aktivasyonlarıyla güçlü diyafram ve

abdominal nefes egzersizleri,(görsel anlatımlı) / 137

Niçin köpek nefesini teknik olarak uyguluyoruz? / 143

Yatıştırıcı ve acil enerjiye ihtiyacınız mı var? / 146

Bilinçaltımızla oynuyoruz! / 153

Neden yaşlanıyoruz? / 161

“Zihin ve beden aynı sistemin parçasıdır…” / 163

Nefes tıbbın temelidir / 165

Zihninizi yeniden programlayabileceğinizi

biliyor musunuz? / 169

Konsantrasyonumuz neye göre oluşuyor? / 174

Ters Kare Yasası… / 177

Kurban psikozundan kurtuluyoruz… / 181

Üyesi olduğumuz evren boşlukları hiç sevmiyor! / 191

Çareler sınırsızdır ve olasılıklar sürekli mevcuttur / 193

Derin acı veren aşklara dikkat! / 195

Timüs bezimizi yeniden canlandırarak aktifleştirebiliriz / 203
Hamilelerle nefes egzersizleri / 209

Çocuklarda nefes egzersizleri / 239
KAYNAKLAR / 253

Başlarken

“ Yaşam iksirimiz  Nefes …

İçinden geçtiğimiz yüzyılda kişiler arası farklılıklarda, “medeniyet ve kültürlerin” esas alındığı görüşler hız kazanmaktadır. Ülkeler arasında yaşanan çatışmalı kültürlerde dengeler enteresan şekilde revizyona uğramaktadır. Birçok makale insanlığın, “Batının röletif para akışlı sermaye etki alanı, “Asya’nın ve Uzak Doğu’nun insanca yaşam, merhamet gibi duygularının ön planda tutulduğu” anlayışa ve kültüre dönüş sürecinde olduğunu iddia etmektedir. Modernleşme, batıyı örnek alma modeliyle işlemeyerek farklı bir boyutta yönlenmektedir. Günümüz modernizm anlayışında insanlar, yaşamlarının içini körü körüne batılı toplumları taklitle doldurmamaktadır. Aslında modernize ihtiyaçlara paralel işleyerek ilk insandan bu yana süregelen evrensel bir olaydır.

Günümüz insanı üreten bir makine gibi yaşamanın yıkıcı yönünü sorguluyor ve özel alanının içini doldurma arayışlarında.

Nasıl daha huzurlu, mutlu olabilir arayışlarına bir çıkış arıyor.

Çok uzağa gitmeye gerek yok, son beş yıl öncesine kadar şirketler çalışanlarına satış gücünü artıracak teknikler sunarken bugün ise nasıl daha mutlu olabiliriz sorularına yanıt arayan eğitimlere odaklanır oldu. Zihinsel ve fiziksel faaliyetler insanın varoluşunun özüne uygun gerçekleşmesi, mutlu ve üretebilen yaşamın birinci basamağıdır.

İnsanlar artık çamaşır yıkar gibi içlerini arındırma arayışındalar ve kişisel gelişim devasa bir sektör haline geldi. Yeni bir öğretinin adını duymadığımız gün artık hemen hemen yok gibi.

Teknolojinin itici gücü sayesinde kelebek etkisi yaratarak toplum ve uygarlıkların kendi kendine örgütlenebilmeleri, bugün dünyanın herhangi bir coğrafyasında kabul edilen bir felsefi görüşün çok farklı bir coğrafyadaki yaşam biçimlerine ışık hızı ile yansıdığına şahit olabilmekte ve herhangi bir gruba ait ritüellerin çok farklı kültürleri etkisi altında tutarak, bir yaşam biçimi olduğunu görebilmekteyiz.

Şaşırıyoruz Değil mi?

Dünün ötelenen ekollerinin geniş katılımcılarla kabul görmesi ile New Age hareketi içinde birçok sistemleri ortaya çıkardı. Yeni kavramlar, yeni düşünceler, yeni hareketler dünya gündemini günlük olarak değiştirebiliyor. Adeta bir veri sağanağı… Kişisel gelişim alanında sayısız teknikler, kişilerin öğretilere kattığı anlamlarla vücut bulan çalışmalar… Eğer kişi bu tekniklerle kendinde değişimler yaşayarak bedensel ruhsal olarak faydalanabiliyorsa, tüm psikoterapi tekniklerinin temel amacı da insanın kendine ulaşabilmesi değil midir?

Kendine ulaşabilen insan; başkalarına da ulaşabilen, empati yapabilen ve birey olabilmeyi başarabilen, kendini bilen mutlu bir birey demektir.

Sadece “ben” demeden “biz” diyebilmeye ulaşabiliyorsa; mutluluk, huzur, sevgi evrenseldir ve bulaşıcıdır…   Çünkü yaşam kalitesi akıl, beden ve ruhun bir bütün olarak hareket edebilmesine bağlıdır. Bunda da nefesin çok önemli bir rolü bulunmaktadır.

Örneğin, Harvard Üniversitesi Tıp Okulu “Zihin ve beden sağlığı için derin bir nefes alın” sloganıyla nefes teknikleri çalışmalarına ciddi önem vermektedir. Yine 2. Dünya Savaşı askerlerinin yaşam ve ölüm arasındaki o hassas süreci inceleyen ve nefes teknikleri ile panik atak, anksiyete gibi bir çok hastalığa yakalanmış sayısız insanı hayata döndüren Rus bilim adamı Buteyko’ nun çalışmalarının sonucu olarak “ Nefes tekniklerinin uygulanması doğal yolla bir çeşit hücre temizliğidir” diyebilmesi bunu desteklemektedir.

“Benötesi” psikolojinin kurucusu Psikiyatrist Stan Grof neredeyse yaşamının elli yılını binlerce vaka çalışma ve araştırmalarına vermiştir. Özellikle de holotropik nefes tekniği ile sayısız psikiyatrik vakada yüzde yüzlere ulaşan tedavi sonuçları şaşırtıcı olmasa gerek.

Düşüncelerimiz ve nefesimizin bedenimizden daha dayanıklı, daha muktedir olduğunu ve hayatımızı yeniden yapılandıracak kadar etkin olduğunun bilincinde olmalıyız.

Nefes teknikleri; belirli amaçlarla, bilinçli ve sistematik bir şekilde yapılan özel nefes egzersizleri için verilen genel bir terimdir. Nefes teknikleri, şifa verici ve zihin açıcı olarak da kullanılmaktadır. Fizyolojik sistemden, sinir sitemine kadar kanıtlanmış sayısız şifa etkisi bulunmaktadır

Yaşam enerjisi olarak adlandırdığımız “nefes” tüm kültürlerde farklı kelimelerle yer alır. Çinlilerde “Chi” (ki), Hintlilerde “Prana”, Avrupa ya da Amerika’da “ışık bio enerji / kozmik enerji”, Tasavvufta ise Arapça Nefs’ ten gelen “Nefes” olarak geçer.

Oldukça derinliği olan ve günümüz tıbbının da ilgisini çekmeye devam eden özel bir konudur. Düzenli yapılan nefes tekniklerinin sonuçları günümüzde fonksiyonel beyin, artık MR teknikleriyle haritalanmaktadır.

Nefes teknikleri ile fizyolojik yapımıza müdahale edebiliyor, tüm sistemleri dengeleyebiliyor; fiziksel, psikolojik ve ruhsal bütünlüğe ulaşabiliyoruz. Nefes bilimle iç içe giden böylesi bir  “Yaşam iksirimiz ‘ dir.

Ve “Bir nefes aldım hayatım değişti” diyebilecek kadar gücü sırrında saklı, siz onu kontrol etme dışında hiçbir şey yapmadan o sizi sihirli gücüyle arındırarak, hayatınıza dokunacak kadar güçlü hiçbir yan etkisi bulunmayan doğal bir ilaç…

Klinik Psik. Doktora Öğrn. Perihan Yıllı

İstanbul, Mayıs 2015

Herşey sende ve doğada gizli, 
Şifa ve sevgiyle …

Stres Vücutta İltihabı artırmaktadır

Klinik Psik. Doktora Öğrnc. Perihan Yıllı

Stres  ruhsal ve biyolojik olarak birçok hastalığa sebep olabilmektedir. Adeta çağımızın vebası konumundadır diyebiliriz. son araştırmalar gösteriyor ki stres “vücutta iltihap sebebi de” olabilmektedir.

İşte, stres deyip geçmememiz için önemsememiz gereken bilgiler ve nefes tekniklerinin önemini bir kez daha vurgulayan çalışmalardan sadece bir örnek;

  1. Stres vücutta  iltihabı artırmaktadır.
  2.  İnflamasyon (çeşitli mikrobik ajanlar veya toksinlere karşı vücudun geliştirdiği hararet artışı, kızarma ile karakterize olan iltihabi reaksiyon) ile neredeyse tüm kronik hastalıklara zemin oluşturur.
  3. Çoğumuz stresin endişe gibi sebepler sonucu oluştuğunu  düşünürüz   ama stres bir nevi savaşçı görevi üstlenmesiyle  bundan çok daha fazla önemlidir. Bu vücudunuzun homeostazi yani;“hücrelerin yaşam için gerekli olan ve her an değişim olasılığı olan kan miktarı, kan basıncı, beden sıvıların ve dokuların PH’ı, ozmotik basınç, beden ısısı, oksijen ve diğer kan gazları plazmada bulunan glikoz, üre, çeşitli organik ve inorganik madde miktarı gibi çeşitli fizyolojik değerlerin normal sınırlar içinde değişmez tutulması” kısacası dengenin korunması için çalışması demektir.
  4. Stres bu şekliyle vücut için bir parça iyi gibi görünmektedir ancak stresin sadece ölülerde olmadığı da bir gerçektir.
  5. Açıkçası o zaman stresi tamamen yok edemeyiz.
  6. Bunun için ne fazla çaba harcamalısınız ve ne de denemelisiniz.
  7. Çok fazla stresin kötüye giden sağlık, yaşlanma ve hastalık ile bağlantılı olduğundan çabanız sadece, aşırı stresi azaltmanız ciddi önem taşımaktadır.
  8. Bunu başarmak için de aşağıda verilen önerileri deneyin:

Ø  Acıktığınız zaman yemek yiyin ve tokluk hissettiğiniz an yemeği durdurun.

Ø  Susuz olduğunuzda “su” için

Ø  Yorgun olduğunuzda uyuyun ve özellikle uyku ortamının karanlık olmasına özen gösterin.

Ø  Mümkünse aşırı sıcak ya da çok soğuk ortamda durmaktan kaçının.

Ø  Eğer düşük dereceli de olsa bir enfeksiyon varsa onunla başa çıkın.

Ø  Ağır ve güçlü kullanılan nefeste oksijenin birçoğu kullanılır. Böylece vücut bunu başarmak için çok daha fazla çalışmak zorunda kalacaktır bu da kasların gücünü alır, siz kendinizi bitkin hissedersiniz.  Eğer mümkünse  rahat en az çaba ile nefes kullanmalısınız.

Ø  En az çabayla doğru nefes almak, stresi azaltmak ve sağlığınızı nasıl geliştirebileceğinizi öğrenmek ise teknik nefesler sonucunda kendiliğinden oluşacak bir süreci beraberinde getirecektir.

Ø  Nefes uzmanından destek alabilmek ise en doğru davranış olacaktır.

http://pozitifid.com/

http://pozitifid.wix.com/pozitifid#!about/cipy

Kaynak: Buteyko.com

Çeviri: Perihan yıllı

Kitap isteme adresleri:

http://www.dr.com.tr/Kitap/Bir-Yudum-Nefes/Perihan-Yilli/Egitim-Basvuru/Saglik/Geleneksel-Saglik-Yontemleri/urunno=0000000645484

http://www.idefix.com/kitap/bir-yudum-nefes-perihan-yilli/tanim.asp?sid=F5YED7MU7Y2NYBSANE4M

http://vatankitap.gazetevatan.com/kitaplar/bir_yudum_nefes/2/152755

KÖTÜ DÜNYA SENDROMU “Bad World Syndrome”

Dünyadaki güven ortamının azalması, daha tehdit edici hal alması insanlarda duygu ve davranış durumlarında çöküşlere sebep olabilmektedir.  Çeşitlilik içeren bu durumlarda yeni bir kavram ortaya çıkmıştır; adı bile ürkütücü olabilecek güçte olan, “Kötü Dünya Sendromu “ kavramı…

KÖTÜ DÜNYA SENDROMU 

“Bad World” Syndrome

Duygu yoksunluğunda toplumlarda neler yaşanacağının bilinmesi, empatinin gücünü daha anlaşılır kılacaktır. Bu sebeplerle “empati” yalnızca duygu değil anlama, düşünme, hissetme ve iletme biçimidir.

Empati insanlar arasında psikolojik bir köprüdür ve psikolojik bir bağ oluşturur.

Empati yoksunluğun en önemli sonucunu kötü dünya sendromu olarak görebilmekteyiz. Bu sendromun yansıma biçimleri insanoğlunu ciddi olarak tehdit etmektedir.

İnsanoğlunda her şeye çok kolay alışıyor ve çok çabuk sıradanlaştırıyor olma özelliği vardır. Bir şeyin yokluğunda ancak onun ne kadar önemli olduğunu anlarız. En basit ifadesiyle, sular kesildikten sonra suyun önemi, aç kalındığı zaman aç insanların varlığı , hastayken sağlığın değerinin anlaşıldığı gibi.

Bireysel anlamda “ateş düştüğü yeri yakar” şekliyle birim toplumlarda yaşanan olayların diğerleri gözünde sıradanlaşması. Dünyadaki güven ortamının azalması, daha tehdit edici hal alması kötü dünya sendromu korkusunun oluşumuna sebep olmuştur.

Nedenleri:

1-      Şiddet ve cinayetlerin artması; öldürücü silahlara daha ulaşılır olması, okullara kadar inmesi, anne -babayı öldürme olaylarına daha sık rastlanır oldu. Örn.ABD’ de  acil servislere başvuru oranlarının % 17’ sinin aile içi şiddet kökenli olduğu, çok ciddi bir orandır.

2-      Kadın ve çocuğa yönelik şiddet ve cinsel istismarda ciddi artışlar görülmektedir. İnsanların birbirine ve topluma güvensizliğin artması, bir yandan silah satışını diğer yandan alarm satışlarındaki artış sebebi olarak gösteren araştırma sonuçları mevcuttur.

Benzer durumları yaşayan insanlarda üç tepkisel tavır oluşur;

–          Postravmatik Stres Bozukluğu:  Artan korku sebepli, kişi yaşadığı travmayı unutamaz hatta rüyasında göreceği korkular sebebiyle uyumama isteği ile göz kapaklarını dahi kapamaktan korkar.

Örn. Bir taciz olayı ya da deprem olayı yaşanmışsa yoğun bir kriz yaşanabilme olasılığı yüksektir. Bu duyguları yaşamamak için kaçışlar başlar. Bu duruma Vietnam Sendromu da denmektedir.

–          Bu kişiler sese gürültüye karşı aşırı duyarlıdır. Kendilerini rahatlatamazlar, bir gök gürültüsü, bir kapı çalınması tedirgin olmalarına sebeptir.

–          Yaşam standartlarını, altüst olan dengeler, sosyal yaşam ve iş yaşam kalitelerinde performansları da etki alanına alarak düşüşlere sebep olmaktadır.

Kötü dünya sendromu yaşayan kişilerde güven duygusu oldukça örselenmiştir. Sürekli bir savunma halindedir, girişimcilik azalmıştır.

Bir bölgede yaşanan olay ya da olaylar medyanın baskın gücü sayesinde bütün dünya insanlarında benzer olayların yaşanacağı duygusu veya sosyal medya aracılığı ile kişilerde içselleştirilerek yaşamış gibi algılanılmasına neden olur.

Pek çok kişide mağdur ve kurban psikozları gelişmiştir. Kitlesel boyutta korku ve huzursuzluk düşündürücü boyutta artmış bulunmaktadır. Kişiler gerçek ile senaryo ve fantezileri ayırt edemez duruma gelmiştir.

Psikolojik savaşların itici gücü insanları korkutma-sindirme yolu ile esir alarak korku ve şiddetle pasifize ederek istenilen boyuta çekme stratejisidir.

Bu ve benzer durumlarda; şiddet görüntülerine maruz kalan bir grup geleceğe endişe, tedirginlik ve şüpheyle korku dolu yaşanacak acımasız bir dünya olarak bakarken, radikallik geni olan bir diğer insan grubu da daha saldırgan daha agresif kişiliklerde şiddete karşı şiddetle cevap durumu gözlenir.

Toplumda şiddetin artma sonuçlarından bir diğeri şiddeti model almadır.

Bir başka grubun sürekli şiddete maruz kalmasına bir diğer grupta şiddete karşı duyarsız kalma şekliyle kendini gösterebiliyor. Trafik kazalarında kayıplar, deprem, maden kazalarındaki kayıpları sıradanlaştırma durumlarında bulunulması da şiddeti arttırma durumu olabiliyor.

Bu sığ davranışlarda şiddeti besleyen önemli bir durumdur.

Aslında, ” Empati” biyolojiktir ve istenirse öğrenilebilir;

1995’ ten sonra duygusal beyin çalışmalarında ciddi yol alınmıştır. Bazı insanların sosyal empati yeteneğinin olduğu sosyal olarak daha başarılı olduğu düşünülürdü. Son gelişmelerle empati yeteneğinin biyolojik temelli olan bir duygu olduğu ve bir yetenek değil beceri olduğu anlaşıldı.

Ayrıca erkeklere oranla kadınların karşı tarafın duygularını anlamada daha yüksek olduğu, annelik duygusunun bir parçası olduğu gözlenmektedir.

Empati duygusu olan kişilerde merhamet acıma duygularının yaşanması beraberinde yardım etmeyi de getireceğinden psikolojik yönden daha sağlıklıdırlar.

Empati duygusundan yoksun kişiler ise daha stresli kişilik yapısındadır. Kişi beyninde empati ile ilgili bir dosya açarak bu duyguyu  öğrenip geliştirebilir.

Empati, anlama becerisidir.

Birinci basamağı da sevgi ve değer vermektir.

Çocuk ve gençlere “sev, değer ver, paylaş” basamakları öğretilerek daha sonra empati çalışılmalıdır.

Empati bizim toplumuzda dertleşme olarak görülür. Oysa, dertleşme ve hemhal olma empatinin sınırları içindeki alt basamaklarındandır.

Bu sebeplerle empati yalnızca duygu değil aynı zamanda anlama biçimidir. Anlarken, hayal ve zihin gücü devrededir ve bu güçlerle anlama biçimi oluşur.

Bu nedenlerle empatinin; Biyolojik, psikolojik ve sosyolojik kavram olarak üç boyutu bulunmaktadır.

Böylesi itici gücü olan ve dünyada gelişen süreçleri etki altına alabilecek kadar önemli bir dinamik

” EMPATİ”

“sev, değer ver ve paylaş”

Perihan Yıllı, Kasım, 2014

Kaynakça:

Tarhan N. Toplum Psikolojisi “Sosyal Şizofreniden Toplumsal Empatiye, Timaş Yayınları,2013

D.Simon,Mental Healt, 2008

Tevfik Fikret ile insan ve yaşama dair

Tevfik Fikret, şair,yazar ,mimar, öğretmen, bir fikir bir düşünce adamı…  evinin projelerini kendisi çizmiş, Farsça “Yuva” anlamına gelen Aşiyan kelimesini de buraya isim olarak koymuştur

 

TEVFİK FİKRET’İN DRAMI – 2 (Haluk’un Bayramı, Haluk’un Defteri, Bir Lahza-i Taahhur)

 


Güzel huylu anlamına gelen Halûk; Tevfik Fikret’in, şahsında yarının aydın gençliğini sembolleştirdiği ve  bu amaçla yetiştirdiği oğludur. 

Tevfik Fikret’in, düşüncelerini bir uygulama sahası olarak gördüğü  Halûk, 14 Haziran 1895 tarihinde İstanbul’da doğdu. Şair çok sevdiği oğlu için şiirler yazıp, adını kitaplarına koydu. Halûk; Tevfik Fikret için ülkenin kalkınma sembolü, “karanlıkları boğacak ışık, gökten deha-yı nârı çalacak olan kahraman”dır.

Şair, “Ferda”(yarın) olarak gördüğü Halûk’u çok sevmektedir. Ondan ayrı kalma düşüncesine bile katlanamazken, 1898 yılında ilk  kez tutuklanır.  Bu tutuklama esnasında oğlunu çok özleyen şair,  yazdığı “Halûkçuğa” başlıklı şirini  şöyle bitirir:


”Sizi bir an tahattur etmeyecek

Hangi mel’un, o ben mi yavrucuğum?”(8)

 

Tevfik Fikret’in kişiliği, aşağı yukarı bir çeyrek asır süren edebî hayatında değişik aşamalar göstermiştir:

-A.Hamid, M.Naci ve R.Ekrem’in dönemlerinde Mehmet Tevfik imzası ile yazdığı iddiasız şiirler.

-C.Şehabettin, Hüseyin Siret’le  sivrildiği, edebiyatın okşayıcı rengi ve tatlı cazibesiyle yüklü Servet-i Fünun şairliği.

-Sanatının üçüncü döneminde N.Kemal’in etkisinde, aile ve toplum şairi olarak bütün şairlerimizin üstünde durmakta ve en yüksek değeri korumaktadır.

-Sanat hayatında dördüncü aşama vatan ve millet şairliğiyle açılır. Namık Kemal’in şiirlerinde sırtında kanlı bir kefen sürükleyen sevgili, Fikret’in dizelerinde; gözlerinde mavi güneşler gurub eden zümrüt bakışlı, inci şetaretli bir kız gibidir.

 

“Kudsî birer misâl-i vatandır… Vatan gayûr İnsanların omuzları üstünde yükselir.”

-İnsanların çektiği çile ve baskıların etkisiyle son döneminde hümanist bir anlayışa yönelir. Yerin ve göğün baskılarından kurtulmuş, yalnızca ilmin ve vicdanın kanunlarına bağlı yüksek bir insanlık hayali…

 

“Toprak vatanım, nev-i beşer milletim… İnsan

İnsan olur ancak bunu iz’anla inandım.”

 

Bugün bizler de bütün insanlığı severiz, ama onlardan da aynı ilgiyi bekleriz. Fakat  kutsal haklarımıza bir saldırı olursa, o zaman biz yurdu ve milleti her şeyin üstünde tutan ve özgürlüklerimiz için silah kuşanan eşsiz kahraman bir milletiz…

Halûk’u geleceğe henüz çok küçük yaşlarda hazırlamaya başlayan şair, O’na daha küçük yaşlarda “garipler ve yoksullar” için kendi zevklerinden feragat etme bilincini aşılar. “Haluk’un Bayramı”   şiirinde, güzel elbiseler giymiş oğluna, babasız çocukları hatırlatır ve elbiselerini onlara vermesini ister.

 

“Baban diyor ki: Meserret çocukların, yalnız
Çocukların payıdır! Ey güzel çocuk dinle;
Fakat sevincinle
Neler düşündürüyorsun, bilir misin?… Babasız,
Ümitsiz, ne kadar yavrucakların şimdi
Siyah-ı mâteme benzer terâney-î idi!
Çıkar o süsleri artık, sevindiğin yetişir;
Çıkar, biraz da şu öksüz giyinsin, eğlensin;
Biraz güzellensin
Şu rûy-ı zerd-i sefâlet… Evet, meserrettir
Çocukların payı; lâkin sevincinle
Sevinmiyor şu yetim, ağlıyor… Halûk dinle!”

 

 

Ve..O’nun dizeleri ile ; İnanç,vatan,bilim, barış,insan,

Bir yaratıcı güç var! ulu ve akpak,
Kutsal ve yüce; ona vicdanımla inandım.

Yeryüzü vatanım, insansoyu milletimdir benim,

Ancak böyle düşünenin insan olacağına inandım.Şeytan da biziz cin de, ne şeytan ne de melek var;
Dünya dönecek Cennete insanla, inandım.Yaradılışta evrim hep var, hep olmuş, hep olacak,
Ben buna Tevrat’la, İncil’le, Kuran’la inandım.

Tekmil insanlar kardeşi birbirinin… bir hayâl bu!
Olsun, ben o hayâle de bin canla inandım.

İnsan eti yenmez; “oh” dedim içimden, “ne iyi”,
Bir an için dedelerimi unuttum da, inandım.

Kan şiddeti besler, şiddet kanı; bu düşmanlık
Kan ateşidir; sönmeyecek kanla, inandım.

Elbet şu mezar hayatı zifiri karanlığın ardından
Aydınlık bir kıyamet günü gelecek, buna inandım.

Aklın, o büyük sihirbazın, hüneri önünde
Yok olacak, gerçek dışı ne varsa, inandım.

Karanlıklar sönecek, yanacak hakkın ışığı,
Patlayan bir volkan gibi bir anda, inandım.

Kollar ve boyunlar çözülüp, bağlanacak bir bir
Yumruklar şangırdayan zincirlerle, inandım.

Bir gün yapacak fen şu kara toprağı altın,
Bilim gücüyle olacak ne olacaksa… inandım.

Tevfik FİKRET

 alıntı

perihan yıllı ile

Pozitif ID   

Kişisel Gelişimin Profesyonel Tasarımı 

  

Tasarımı 

Yaşam Analizi



Hiçbir şey tesadüf değildir. Yaşam kalitenizi belirleyen etkenler   artık bugününüze hizmet etmiyor ise  ;  bu güne kadar edindiğiniz inanç kalıplarınızı değiştirmeniz mümkündür.

Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir

 

Her birimizin sahip olduğu geçmişimizin kronolojik yapısını belirleyen “ tarih haritamız”  vardır, tarih yalnızca dünya tarihi ülke tarihi vb değildir kişisel olarak kişiye özgü  kişisel tarihimiz vardır , enteresan gelecektir hepimizin sahip olduğu bir de coğrafyamız vardır bu günkü fiziksel duyusal duygusal haritamız  köklerimizden gelen ve doğum anımızdan itibaren oluşumu devam eden   coğrafi-fiziksel  özelliklerimiz mevcuttur.

..

Kısacası ailemizden gelen bazı yaşamsal özellikler DNA kayıtlarımız aracılığı ile bize ulaşmış bilinçaltına hapsolmuştur  bu  inanç kalıpları   yaşadığımız her anımızı olayımızı  etki altına alarak hayatımıza yön vermiş olabilir

 Benzer bilinçaltı kayıtları bireyin yaşam kaderini  belirlemede her faktörden çok daha önemlidir.

 


Kişi  Haritası Analizinin Amacı Nedir?


1)  Kendi düşünce sisteminizi gözlemlemenizi sağlar.


2) Arzu ettiğiniz hayat kalitesine  ulaşmanızı sınırlayan set oluşturan  düşünce kalıplarınızın , alışkanlıklarınızın ve davranışlarınızın farkına varmanızı sağlar.


3) İşinize yaramayan eski  tozlu  dosyalarınızı değiştirip yeni bakış açıları  kazanmanızın yollarını gösterir.  


4) Zihin kütüphane gibidir  kitapları önünüze sererek arzu ettiğiniz kalite standartına  kavuşmayı formulize ederek  zihninizi kullanmanızı  öğretir.

yaşamak yaşamla bütün olmak bir sanattır, sanatla  yolculuk ise büyük bir keyiftir.

sormak istiyorum “ yaşam tarihinizle sizi btün kılan mutluluk skoru olarak 1-10 arası vereceğiniz puan kaç olurdu? Peki, niçin?

Alıştığınız yaşantınıza A , düşlediğiniz yaşantıya B dersek; optimum koşullarda A noktasından B noktasına ulaşma haritasını çıkarmanız için tasarlanmıştır.

Şu an içinde yaşadığınız A noktası ile hedefinizde ki B noktasına varmanız için size özgü tüm projeleri ortaya çıkartarak yepyeni bir kader yaratacağız..