Arşivler

Yüksek Ateş ve Isıyla Kanser Tedavisi

Klinik Psik. Doktora Öğr. Perihan Yıllı

 http://pozitifid.com/

http://pozitifid.wix.com/pozitifid#!about/cipy

her şey sende ve doğada gizli…

Nobel Ödüllü Alman Onkoloji Profösörü Otto Wargburg’ un “ yanlış nefes kullanımı ile oksijensiz kalan hücrelerin anaerobik solunum ile beslenmesi sonucu kanser hücrelerinin  yaşamsal faaliyetlerini sürdürdüğü”  tıp literatüründe devrim niteliği taşıyan önemli bir laboratuvar çalışmasıdır. Uygulaması son derece kolay olan “Teknik Nefes Çalışmalarının” insan sağlığına hizmet etmesi , nefes çalışmalarının kabul görmesi açısından oldukça  önemlidir BirYudumNefes.

Yine çok önemli bir uygulama  Yüksek Ateş ve Isıyla Kanser Tedavisi Almanya’dan insanlığa sunulan yine doğal ve yan etkisiz olması sebebiyle önemli bir gelişme olarak tıp tarihinde yerini alması ve hızla uygulanması gereken bir çalışmadır.

Alman doktor Robert Gorter, 1976 yılında tıp fakültesini yeni bitirdiği günlerde kansere yakalandı. Kendisine aşama 4 testiküler kanser tanısı kondu. Hocalarının dediğine göre üç aylık ömrü vardı. Ama o buna inanmadı. Kemoterapi ve radyoterapi gibi geleneksel tedavi yöntemlerine de inanmıyordu. Bir doktor olarak ateşin bağışıklık sistemini güçlendiren bir etkisi olduğunu biliyordu.

Zira o sebepten hastalanınca ateşimiz yükselmiyor muydu?

Kararını verdi. Ateşini bilinçli olarak yükselterek ve bağışıklık sistemini kamçılamasıyla bilinen ökse otu ekstresini kendi kanına şırınga ederek bir tedavi uygulayacaktı.

Umutsuzluk nedir bilmemesi ve pozitif  düşünme yöntemlerinin de katkısıyla kanseri bir yıldan az bir sürede yendi. Sonra hayatını bu tekniği bütün kanser hastalarına uygulamaya adadı. Yaklaşık 30 yıldır, kurucusu olduğu Köln Tıp Merkezi’nde ateş yani hipertermi tedavisiyle, en ağır kanser vakalarına umut olan Dr. Gorter tedavi yöntemi;

Tedavi yönteminin mantığı neye dayanıyor?

Tıbben şunu biliyoruz ki, vücut ateşlenmeye başladığında bağışıklık savunma ordusunun tümü faal hale geçer. Hafif bir ateş dahi vücutta aktif bir şekilde dolaşan bağışıklık hücresi sayısını iki katına çıkartır.

Ama biz tam tersine ateşlenmeyi kötü olarak biliyoruz ve hep ateşimizi düşürmeye çalışırız hastalandığımızda…

Tam tersidir gerçek. Yeni doğan bir çocuk hayatının ilk yılında ortalama yedi viral enfeksiyon geçirir ve çocukluğu süresince de ateşlenmeye sebep olan diğer hastalıklara yakalanır. Bu ateş evreleri, onu gelecekte karşılaşacağı kanser gibi hastalıklardan koruyacak olan bağışıklık sisteminin gelişimini başlatır.

Öyleyse kanser hastalarının sağlıklı insanlara kıyasla bir ateşlenme problemi mi oluyor genellikle?

Kansere yakalanan hastaların ateşlenemediklerini görürüz. Son birkaç yıldır sık sık üşüdüklerini, el ve ayaklarının buz kestiğini söylerler.

Kanser hastaları teşhisten önce başka ne tür belirtiler gösteriyorlar?

Kanser hastaları genelde hiç hastalanmadıklarını dile getirirler. Bu hastaların iç sıcaklıkları sağlıklı insanlarınkinden ortalama 0.5 derece daha düşüktür. Hastalar kısa boğaz ağrıları çekebildiklerini, soğuk algınlığı yaşayabildiklerini ancak buna hiçbir zaman ateşin eşlik etmediğini söylerler. Ayrıca ateşlenecek bile olsalar hemen aspirin, tylenol ya da antibiyotik kullanırlar. Bu ilaçlar da ateşi baskılayarak, ateşlenme sisteminin kalıcı olarak bozulmasına yol açar.

Normal iç ısımız ne olmalı ve kanser hastalarında bu nasıldır?

Tüm kanser hastalarında iç sıcaklık 36.4 derecedir ki bu sağlıklı insanlarınkinden 0.5 derece daha düşüktür.

38.8 DERECENİN SIRRI 

  1. Vücut ısısı 38.5 dereceye ulaşınca, bağışıklık sistemi alarm durumuna geçer.
  2. Bu sıcaklıkta, kandaki bağışıklık kimyasalları altı saatte iki katına çıkar.
  3. Kanser hastalarındaki bağışıklık sistemini tekrar harekete geçirmek için, tüm beden hipertermisi uyguluyoruz. Yani tüm bedeni 39 hatta bazı durumlarda 40 dereceye kadar ısıtıyoruz.
  4. Kanserli bölgeye lokal sıcak uygulaması da uyguluyoruz ki bu da 42 derecelik ısı ile yapılıyor. Bu durumda kanser hücreleri öldüğü gibi etraflarındaki sağlıklı hücreler hiçbir zarar görmezler.
  5. Isıtmayı infrared lambalarla yapıyoruz. Bugüne kadar yapılan araştırmalar kanser hücrelerinin 38.8 derecede ölmeye başladıklarını ve 42 derecede neredeyse tüm kanser hücrelerinin yok edildiğini göstermiştir.

Gençliğinizde siz nasıl ısıtmıştınız bedeninizi?

Ben haftada iki gün 42 derecelik sıcak suyun bulunduğu bir küvete giriyordum.

Sadece ateş yaratarak tüm hastalıkları tedavi edebilirdim” demiş Yunan doktor Parmenides milattan önce 500’lerde… Ateş ve sıcak terapisi antik çağlardan beri bilinir. Türklerin  Hamam kültürü, Romalıların sıcak sülfür banyoları, Fin hamamları, Avrupa ve Amerika SPA uygulamaları, Japon jakuzileri, Kızılderili terleme çadırları ve dünya çapındaki terapi amaçlı kullanılan sıcak su kaynakları bunun bir göstergesidir. Isıtma haricinde kanıma ökse otu ekstresi şırınga ediyordum ki bu bitki bağışıklık sistemini güçlendiren çok önemli bir bitkidir. Günümüzde de Almanya, İsviçre, Avusturya ve Orta Avrupa’daki kanser hastalarının yaklaşık yüzde 70’i ökse otunu kullanır.

YAN ETKİSİ YOK

Peki kemoterapi ya da radyoterapi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Belki farkında değiliz ama hepimizin kanında daima kanser hücreleri dolaşıyor ve bağışıklık sisteminiz sürekli olarak onları yakalayıp öldürüyor. Kemoterapi ve radyoterapi ise bağışıklık sistemini güçsüz bırakıyor ve hastayı bitkinleştirip daha da hasta ediyor. Benim yöntemim yan etkisiz bir tedavi yöntemi ve diğer tedavi yöntemleriyle bir arada kullanılabilir.

Bir de aşılama yöntemi kullanıyorsunuz hastanenizde, o nedir?

Evet, hastanın kanından bağışıklık sistemini harekete geçirme özelliği olan dendritik hücreleri alıp çoğaltarak geri enjekte ediyoruz.

Ateşlenmek kanseri nasıl yeniyor, biraz da mantığını anlatır mısınız?

Kanser hücresinin bağışıklık sisteminden saklanmak yani kendisini perdelemek, dolayısıyla da yakalanmaktan kurtulmak gibi bir becerisi de vardır. Tüm beden ateş terapisi ve lokal hipertermi bu perdeleme mekanizmasını engeller. Sıcaklıktaki her bir derecelik artış, laktik asit üretimini kanser hücresinin boğulmasına yetecek kadar arttırır. Kanser hücreleri tüm enerjilerini ortaya koyarak kendilerini bekleyen ölümle savaşmayı deneyecekler, dolayısıyla da kaçıp kurtulma mekanizmasını indireceklerdir. Kanser hücreleri kaçış mekanizmalarını indirdiklerinde, çıplak kanser hücrelerini artık çok daha kolay gören dendritik hücreler tarafından rahatça saptanırlar ve bağışıklık sistemi ajanlarınca öldürülürler.

Düzenli Uyku Önemli!

Kanserin sizce en önemli nedeni nedir?

Pek çok neden bir araya geliyor ancak bence vücut ritmi çok önemli. Kanser hastaları son birkaç yıldır düzenli uyku uyuyamadıklarını söylerler. Hemşire veya fabrika işçisi gibi vardiyalı çalışanlar ya da sık sık uzun mesafe uçup saat farkını yaşayanlar veya düzensiz uyku alışkanlıklarına sahip olanların kanser oranları daha yüksektir.

Kitap isteme adresleri:

http://www.dr.com.tr/Kitap/Bir-Yudum-Nefes/Perihan-Yilli/Egitim-Basvuru/Saglik/Geleneksel-Saglik-Yontemleri/urunno=0000000645484

http://www.idefix.com/kitap/bir-yudum-nefes-perihan-yilli/tanim.asp?sid=F5YED7MU7Y2NYBSANE4M

http://vatankitap.gazetevatan.com/kitaplar/bir_yudum_nefes/2/152755

The four basic components of The Gerson Therapy

Reklamlar

“Bir Yudum Nefes” Perihan Yıllı

Tüm terapi tekniklerinin ortak amacı, “insanın kendine ulaşması” dır.

Örneğin, ” bilişsel davranışçı terapi /cognitive-behavioral therapy” son yılların en popüler                      terapi tekniklerindendir.

İnsan duygu ve davranışlarının düşüncelerden kaynaklandığını, düşünceler değiştiğinde, duygu ve davranışlarda da değişim yaşanacağını savunmaktadır. Terapide otomatikleşmiş düşünceler, sanrılar, inançlar üzerinde çalışılmaktadır. Sorun çözmeye odaklı bir teknik olup, kişi aynı zamanda daha sonra da kullanacağı beceriler öğrenmektedir.                                 Psikopatolojinin en kabul gören tekniklerindendir.

İşte teknik nefesler ile kişi çok kısa sürede, zahmetsizce biyolojik ve ruhsal sayısız semptomların çözümüne yanıt bulabilecektir ya da olası durumlara önleyici olabilmektedir. Herhangi bir kimyasal ilaç gibi sayısız yan etkilere maruz kalmadan.
Nefes ve nefes tekniklerinin ciddiyetini iki önemli isim çok iyi özetlemektedir;

Bir nefes seansı bir yıllık psikoterapiye eşdeğerdir.  Psik. Dr. Henry Rohberg (ABD)

Kanserin en önemli sebebi yanlış nefes kullanımı ve oksijensiz kalan hücrelerin anaerobik solunum ile beslenmesidir”  Alman Onkoloji Bölüm Bşk. Prof. Otto Wargburg               

Bir Yudum Nefes

    yaşamın ve yaşam anlayışının anahtarı 

İÇİNDEKİLER
BAŞLARKEN / 9

Şimdiye odaklanmak / 13

Düşüncelerin güçlü enerjileri / 16

“Kendimizle iletişimimiz için düşüncelerimizi ve

duygularımızı akort etmeliyiz.” / 18

“Hayatımızı oluşturan her şey,

düşüncenin sürekli değişen ürünleridir…” / 20

“Başımıza her ne gelirse gelsin bizim tercihlerimizden,

bizim seçimlerimizden…” / 23

Mutluluğu öğrenebileceğimizi biliyor muyuz? / 26

İçinizdeki şifacıyı keşfetmelisiniz! / 28

Neden mi nefes? / 32

Tedirginlik mi hissettiniz? / 34

Ciltte doğal botoks etkisi / 35

Kendi kendinizi teşhis etmek ister misiniz? / 37

Nefesinizi doğru kullanmakta kararlı mısınız? / 39

Diyafram nedir? / 40

Solunuma eşlik eden kasların ve

organların farkında olmak! / 42

Hareket noktamız,

nasıl yaşadığımızın “farkında olmak!” / 47

Sınır tanımayan etkileriyle nefes / 49

Beyin dalgalarından yararlanacağımızın

farkında olmak! / 54

Biraz özen göstererek, önlenemez denilen hastalıkları

önleyebileceğimizin farkında mıyız? / 65

Teknikleri uygularken sıklıkla ellerimizi kullanıyoruz.

Nedenini biliyor musunuz? / 66

Acının geçmesi için self healing

(kendini iyileştirme) / 68

Fiziksel ve psikolojik sayısız hastalık… / 70

Çalışmalarda ilerleme kaydettikçe,

nelere sahip olacağınızın farkında mısınız? / 71

Kilolarla probleminiz mi var? / 74

Bizi yöneten güçlü kontrollerin farkında mıyız? / 77

“Bütünün parçalarıyız ve

her birimiz birer enerjiyiz…” / 83

“Bizim hakkımızda karar veren

baskın güçler nelerdir?” / 86

“Bilinç dışımızda herhangi bir bilgi kaydı olmadığının

farkında mıyız?” / 92

İnançlarımız nelerdir? / 94

Bilinçaltımızın kendine özgü kurallı süreçleri vardır / 95

Kendimizi çok kısa dokunuşlarla da olsa

adım adım tanımaya ve anlamaya devam ediyoruz… / 102

Zaafların bilinmesi, işte kendini tanımak,

bu noktada gerçekten çok önemli… / 106

Sürü davranışı / 108

Düşüncelerimi seçebilir miyim? / 111

Bilinç / 114

Sağ-Sol Beyin Teorisi bir efsane mi? / 116

Her iki beyin senkronize edilmeli / 119

Yer aktivasyonlarıyla güçlü diyafram ve

abdominal nefes egzersizleri,(görsel anlatımlı) / 137

Niçin köpek nefesini teknik olarak uyguluyoruz? / 143

Yatıştırıcı ve acil enerjiye ihtiyacınız mı var? / 146

Bilinçaltımızla oynuyoruz! / 153

Neden yaşlanıyoruz? / 161

“Zihin ve beden aynı sistemin parçasıdır…” / 163

Nefes tıbbın temelidir / 165

Zihninizi yeniden programlayabileceğinizi

biliyor musunuz? / 169

Konsantrasyonumuz neye göre oluşuyor? / 174

Ters Kare Yasası… / 177

Kurban psikozundan kurtuluyoruz… / 181

Üyesi olduğumuz evren boşlukları hiç sevmiyor! / 191

Çareler sınırsızdır ve olasılıklar sürekli mevcuttur / 193

Derin acı veren aşklara dikkat! / 195

Timüs bezimizi yeniden canlandırarak aktifleştirebiliriz / 203
Hamilelerle nefes egzersizleri / 209

Çocuklarda nefes egzersizleri / 239
KAYNAKLAR / 253

Başlarken

“ Yaşam iksirimiz  Nefes …

İçinden geçtiğimiz yüzyılda kişiler arası farklılıklarda, “medeniyet ve kültürlerin” esas alındığı görüşler hız kazanmaktadır. Ülkeler arasında yaşanan çatışmalı kültürlerde dengeler enteresan şekilde revizyona uğramaktadır. Birçok makale insanlığın, “Batının röletif para akışlı sermaye etki alanı, “Asya’nın ve Uzak Doğu’nun insanca yaşam, merhamet gibi duygularının ön planda tutulduğu” anlayışa ve kültüre dönüş sürecinde olduğunu iddia etmektedir. Modernleşme, batıyı örnek alma modeliyle işlemeyerek farklı bir boyutta yönlenmektedir. Günümüz modernizm anlayışında insanlar, yaşamlarının içini körü körüne batılı toplumları taklitle doldurmamaktadır. Aslında modernize ihtiyaçlara paralel işleyerek ilk insandan bu yana süregelen evrensel bir olaydır.

Günümüz insanı üreten bir makine gibi yaşamanın yıkıcı yönünü sorguluyor ve özel alanının içini doldurma arayışlarında.

Nasıl daha huzurlu, mutlu olabilir arayışlarına bir çıkış arıyor.

Çok uzağa gitmeye gerek yok, son beş yıl öncesine kadar şirketler çalışanlarına satış gücünü artıracak teknikler sunarken bugün ise nasıl daha mutlu olabiliriz sorularına yanıt arayan eğitimlere odaklanır oldu. Zihinsel ve fiziksel faaliyetler insanın varoluşunun özüne uygun gerçekleşmesi, mutlu ve üretebilen yaşamın birinci basamağıdır.

İnsanlar artık çamaşır yıkar gibi içlerini arındırma arayışındalar ve kişisel gelişim devasa bir sektör haline geldi. Yeni bir öğretinin adını duymadığımız gün artık hemen hemen yok gibi.

Teknolojinin itici gücü sayesinde kelebek etkisi yaratarak toplum ve uygarlıkların kendi kendine örgütlenebilmeleri, bugün dünyanın herhangi bir coğrafyasında kabul edilen bir felsefi görüşün çok farklı bir coğrafyadaki yaşam biçimlerine ışık hızı ile yansıdığına şahit olabilmekte ve herhangi bir gruba ait ritüellerin çok farklı kültürleri etkisi altında tutarak, bir yaşam biçimi olduğunu görebilmekteyiz.

Şaşırıyoruz Değil mi?

Dünün ötelenen ekollerinin geniş katılımcılarla kabul görmesi ile New Age hareketi içinde birçok sistemleri ortaya çıkardı. Yeni kavramlar, yeni düşünceler, yeni hareketler dünya gündemini günlük olarak değiştirebiliyor. Adeta bir veri sağanağı… Kişisel gelişim alanında sayısız teknikler, kişilerin öğretilere kattığı anlamlarla vücut bulan çalışmalar… Eğer kişi bu tekniklerle kendinde değişimler yaşayarak bedensel ruhsal olarak faydalanabiliyorsa, tüm psikoterapi tekniklerinin temel amacı da insanın kendine ulaşabilmesi değil midir?

Kendine ulaşabilen insan; başkalarına da ulaşabilen, empati yapabilen ve birey olabilmeyi başarabilen, kendini bilen mutlu bir birey demektir.

Sadece “ben” demeden “biz” diyebilmeye ulaşabiliyorsa; mutluluk, huzur, sevgi evrenseldir ve bulaşıcıdır…   Çünkü yaşam kalitesi akıl, beden ve ruhun bir bütün olarak hareket edebilmesine bağlıdır. Bunda da nefesin çok önemli bir rolü bulunmaktadır.

Örneğin, Harvard Üniversitesi Tıp Okulu “Zihin ve beden sağlığı için derin bir nefes alın” sloganıyla nefes teknikleri çalışmalarına ciddi önem vermektedir. Yine 2. Dünya Savaşı askerlerinin yaşam ve ölüm arasındaki o hassas süreci inceleyen ve nefes teknikleri ile panik atak, anksiyete gibi bir çok hastalığa yakalanmış sayısız insanı hayata döndüren Rus bilim adamı Buteyko’ nun çalışmalarının sonucu olarak “ Nefes tekniklerinin uygulanması doğal yolla bir çeşit hücre temizliğidir” diyebilmesi bunu desteklemektedir.

“Benötesi” psikolojinin kurucusu Psikiyatrist Stan Grof neredeyse yaşamının elli yılını binlerce vaka çalışma ve araştırmalarına vermiştir. Özellikle de holotropik nefes tekniği ile sayısız psikiyatrik vakada yüzde yüzlere ulaşan tedavi sonuçları şaşırtıcı olmasa gerek.

Düşüncelerimiz ve nefesimizin bedenimizden daha dayanıklı, daha muktedir olduğunu ve hayatımızı yeniden yapılandıracak kadar etkin olduğunun bilincinde olmalıyız.

Nefes teknikleri; belirli amaçlarla, bilinçli ve sistematik bir şekilde yapılan özel nefes egzersizleri için verilen genel bir terimdir. Nefes teknikleri, şifa verici ve zihin açıcı olarak da kullanılmaktadır. Fizyolojik sistemden, sinir sitemine kadar kanıtlanmış sayısız şifa etkisi bulunmaktadır

Yaşam enerjisi olarak adlandırdığımız “nefes” tüm kültürlerde farklı kelimelerle yer alır. Çinlilerde “Chi” (ki), Hintlilerde “Prana”, Avrupa ya da Amerika’da “ışık bio enerji / kozmik enerji”, Tasavvufta ise Arapça Nefs’ ten gelen “Nefes” olarak geçer.

Oldukça derinliği olan ve günümüz tıbbının da ilgisini çekmeye devam eden özel bir konudur. Düzenli yapılan nefes tekniklerinin sonuçları günümüzde fonksiyonel beyin, artık MR teknikleriyle haritalanmaktadır.

Nefes teknikleri ile fizyolojik yapımıza müdahale edebiliyor, tüm sistemleri dengeleyebiliyor; fiziksel, psikolojik ve ruhsal bütünlüğe ulaşabiliyoruz. Nefes bilimle iç içe giden böylesi bir  “Yaşam iksirimiz ‘ dir.

Ve “Bir nefes aldım hayatım değişti” diyebilecek kadar gücü sırrında saklı, siz onu kontrol etme dışında hiçbir şey yapmadan o sizi sihirli gücüyle arındırarak, hayatınıza dokunacak kadar güçlü hiçbir yan etkisi bulunmayan doğal bir ilaç…

Klinik Psik. Doktora Öğrn. Perihan Yıllı

İstanbul, Mayıs 2015

Herşey sende ve doğada gizli, 
Şifa ve sevgiyle …

Stres Vücutta İltihabı artırmaktadır

Klinik Psik. Doktora Öğrnc. Perihan Yıllı

Stres  ruhsal ve biyolojik olarak birçok hastalığa sebep olabilmektedir. Adeta çağımızın vebası konumundadır diyebiliriz. son araştırmalar gösteriyor ki stres “vücutta iltihap sebebi de” olabilmektedir.

İşte, stres deyip geçmememiz için önemsememiz gereken bilgiler ve nefes tekniklerinin önemini bir kez daha vurgulayan çalışmalardan sadece bir örnek;

  1. Stres vücutta  iltihabı artırmaktadır.
  2.  İnflamasyon (çeşitli mikrobik ajanlar veya toksinlere karşı vücudun geliştirdiği hararet artışı, kızarma ile karakterize olan iltihabi reaksiyon) ile neredeyse tüm kronik hastalıklara zemin oluşturur.
  3. Çoğumuz stresin endişe gibi sebepler sonucu oluştuğunu  düşünürüz   ama stres bir nevi savaşçı görevi üstlenmesiyle  bundan çok daha fazla önemlidir. Bu vücudunuzun homeostazi yani;“hücrelerin yaşam için gerekli olan ve her an değişim olasılığı olan kan miktarı, kan basıncı, beden sıvıların ve dokuların PH’ı, ozmotik basınç, beden ısısı, oksijen ve diğer kan gazları plazmada bulunan glikoz, üre, çeşitli organik ve inorganik madde miktarı gibi çeşitli fizyolojik değerlerin normal sınırlar içinde değişmez tutulması” kısacası dengenin korunması için çalışması demektir.
  4. Stres bu şekliyle vücut için bir parça iyi gibi görünmektedir ancak stresin sadece ölülerde olmadığı da bir gerçektir.
  5. Açıkçası o zaman stresi tamamen yok edemeyiz.
  6. Bunun için ne fazla çaba harcamalısınız ve ne de denemelisiniz.
  7. Çok fazla stresin kötüye giden sağlık, yaşlanma ve hastalık ile bağlantılı olduğundan çabanız sadece, aşırı stresi azaltmanız ciddi önem taşımaktadır.
  8. Bunu başarmak için de aşağıda verilen önerileri deneyin:

Ø  Acıktığınız zaman yemek yiyin ve tokluk hissettiğiniz an yemeği durdurun.

Ø  Susuz olduğunuzda “su” için

Ø  Yorgun olduğunuzda uyuyun ve özellikle uyku ortamının karanlık olmasına özen gösterin.

Ø  Mümkünse aşırı sıcak ya da çok soğuk ortamda durmaktan kaçının.

Ø  Eğer düşük dereceli de olsa bir enfeksiyon varsa onunla başa çıkın.

Ø  Ağır ve güçlü kullanılan nefeste oksijenin birçoğu kullanılır. Böylece vücut bunu başarmak için çok daha fazla çalışmak zorunda kalacaktır bu da kasların gücünü alır, siz kendinizi bitkin hissedersiniz.  Eğer mümkünse  rahat en az çaba ile nefes kullanmalısınız.

Ø  En az çabayla doğru nefes almak, stresi azaltmak ve sağlığınızı nasıl geliştirebileceğinizi öğrenmek ise teknik nefesler sonucunda kendiliğinden oluşacak bir süreci beraberinde getirecektir.

Ø  Nefes uzmanından destek alabilmek ise en doğru davranış olacaktır.

http://pozitifid.com/

http://pozitifid.wix.com/pozitifid#!about/cipy

Kaynak: Buteyko.com

Çeviri: Perihan yıllı

Kitap isteme adresleri:

http://www.dr.com.tr/Kitap/Bir-Yudum-Nefes/Perihan-Yilli/Egitim-Basvuru/Saglik/Geleneksel-Saglik-Yontemleri/urunno=0000000645484

http://www.idefix.com/kitap/bir-yudum-nefes-perihan-yilli/tanim.asp?sid=F5YED7MU7Y2NYBSANE4M

http://vatankitap.gazetevatan.com/kitaplar/bir_yudum_nefes/2/152755

Dikkat! Çocuğunuz Büyüyor / II

“Çocuğumuzla paylaşımlarımız bir sanattır eserimizin ham maddesinin “ sevgi” olduğunu hatırdan çıkarmadan; 

Uzun  gibi görünen yolculuğunuzun her anının keyif dolu kaliteli yaşanır olması dileklerimle…

Perihan Yıllı (2014 Nisan)

“Çocuk eğitiminde, ufak dokunuşlar”

Mutlu özgüvenli basarılı çocuktan, mutlu aileye mutlu geleceğe …

Öğretmen/ Klinik Psik. Dr. Öğrn.

Perihan Yıllı

İÇİNDEKİ SEN & POZİTIFID  http://pozitifid.com, http://pozitifid.wix.com/pozitifid

                                         pozitifid.blogspot.com,  https://pozitifid.wordpress.com

Doğumuyla, dünyalar sizin oldu; ilk adımını attığı zaman ki mutluluğunuz, ya da ilk 

“anne-baba” sözcüğünü duyduğunuzda tanımlayamayacağınız yoğun duygunuz. 

Daha  kalbinin atışını duyduğunuz anda başlayan miladi değişiminiz.  

O her anı önemli ve değerli olan yaşam serüveniniz artık başlıyor.

Yeni bir dünyaya hoş geldin” anne – baba” 


Çocuk eğitiminde, ufak dokunuşlar

“Çocuk eğitimi, yetişkinin bu günüdür” dolayısıyla içeriği ve yansımalarıyla çok geniş bir alan incelemesidir.  

Bu makale de nokta dokunuşlarla konuya kısa öz açıklamalar getirilmeye çalışılmıştır.

Ebeveyn olarak en fazla hangi alanlarda zorluklar yaşanıyor? Sorularına cevap verilmeye özen gösterilmiştir. 23 yılını okul-aile-çocuk üçlemesiyle yüz yüze sevginin paylaşımıyla yaşamış sahanın içinden bir öğretmenin kaleminden.

Özellikle vurgulamak isterim ki; “nasıl bir ergen ve yetişkin görmek istiyorsanız, 0-6 yaş dönemini öyle besleyin çünkü ergen ve yetişkinin davranışları bu dönemin aynasıdır.


Bir insanın anavatanı çocukluğudur”. Epictetus , Yunan Düşünürü ( MS 55.- 135) Hierapolis/ Şimdiki Pamukkale)

BÖLÜM  I

1)           Çocuk, kimdir?

2)          Aile davranışlarına yön verirken üç otorite kullanır.  Bu otorite biçimleri nelerdir?

3)           Çocuğa sahip olmakla-sahip çıkmak arasındaki ince çizgiyi ayırabilmek

4)           Çocuk davranışlarıyla gelişir

5)           Doğru Nedir?  Kardeşler arası ilişkilerde denge kurabilmek başarıdır.

6)           Çocuğun çocukluğuna saygı duymak

7)           Yemeğini yemek istemiyor

8)           Ödül – Ceza

9)           YapMA dili

10)         Ödevini yapmakta zorlanan çocuk

11)         Saldırgan ve Problemli Davranışlar

12)         Hangi Davranışlar Problem Olarak Kabul Edilir?

13)         Çocuğumuzla ilgili şu sorulara cevap vermeliyiz,

14)         Neler yapılmalı?

15)         Olumsuz bir davranışın ardında genelde başlıca dört neden bulunur, bu sebepler

16)         Şiddeti desteklemenin yaşı yoktur

17)         Çocuğunuz arkadaşına zarar mı veriyor?  Önce zarar görenle ilgilerininiz!

18)         Çocuk kötü markayı sahiplenmemeli

19)         Çocuk davranışlarının onaylanmadığını kavrayabilmeli

20)         Disiplin, peki nasıl bir disiplin?

21)         Özgüvenlerini nasıl geliştirebiliriz?

BÖLÜM II  :  Çocuğun  başlıca gelişim evreleri  ve kritik dönemleri

1)           0-3 yaş dönemi

2)           3-6 yaş dönemi

3)           Yedi yaş dönemi

4)           Bu dönemde, 6-7 yaş  döneminde çocukta psiko-sosyal olarak neler oluyor

5)           İkinci dönem 7 yaş dönemi çocuğuna yardım amaçlı desteklerde bulunmak için nelere dikkat                                                  edilmelidir?

6)           İlköğretim Dönemi’nin Önemi: 6-12 yaş

7)           Ergenlik Dönemi 12-18 yaş

Mutlu özgüvenli başarılı çocuktan, mutlu aileye mutlu geleceğe

Çocuk eğitimine ufak dokunuşlar

Anne- baba demek, emekliliği olmayan bir mesleğe sahip olmak demektir.

Sözlükte ise “çocuğu olan dişiye anne erkeğe de baba”  şeklinde tanımlanır.

Anne-baba olmanın yaşı, mesleği, statüsü yoktur! Anne  ve baba  yeni  bir canlının  dünyaya gelmesine aracı olmuş kişiler olarak,  çocuğunun  biyolojik ihtiyaçları yanında ruhsal açlığını da doyurmaktan sorumludur.

Her biçimiyle karmaşık zor olarak tanımlansa da dünyanın en fazla mutluluk verdiği huzurun yaşandığı en tatlı uğraşlarındandır. Çocuk Psikolojisinin bir bilim dalı olarak sahneye çıkış temeli  ise  anne-baba deneyimleriyledir. Ev aile ortamı da en büyük laboratuvarıdır.  Deneme yanılma yöntemleriyle çocuğa en yararlı olacak eğitim yaklaşımları ile böylece bir bilim dalı olmuştur. En doğru malzemesi de sevgi-şefkat-paylaşım ve özveridir.  Her anne-babanın en büyük arzusu yaşadığı topluma dünyaya doğru-başarılı insanlar armağan etmektir. Sevginin gücünün seven ve sevilen arasında olağanüstü bir tedavi edici, iyileştirici etkisi vardır, “nefret kin duygusu içindeyken kendimizi tahlil edelim, bir de her şeye sevgi ile bakarken” söylerken de insan kendini iyi hissediyor, şaşırtıcı bir iksirdir  “ sevmek”.

Dokunmanın dili

Kucağa alınan, elinden tutulan, okşanarak büyüyen çocuklarda bu ve benzer duygulardan yoksun büyüyen akranlarına göre daha sağlıklı, daha iyi, daha hızlı geliştiklerini, bağışıklık sistemlerinin, dirençlerinin daha güçlü olduğunu, yapılan araştırmalarda da görebiliyoruz.

Dokunmanın gizemi fizikselliğin ötesinde harmonik sevginin ve yaşam enerjisinin paylaşımıdır.

Yaşam paylaşımlarla bütünleşir, ancak;

Çocukta,  eş, sevgili gibi  her koşulun fokusu değildir,

Ben onun için canımı veririm;

Onun canı zaten var, siz yeter ki! O canı ipotek altına almayı düşünmeyin

Sevgide ilgide koşul yoktur

Herkesin bir sorumluluğu vardır

Sorumluluk zor gibi görünmesin “sorumluluk özgürlük alanınızdır”

Hayatları çok yoğun yaşıyoruz,

Fark yaratan şey “sizin ilişkilerinizde ona kattığınız sevgi kaplarınızdır”

O kapları eşit ölçülerle sunmak ve paylaşmak, sırıınız işte burada.

BÖLÜM  I

1)Kimdir çocuk?

Çocuk, öncelikle bir insandır.

Yaşına seviyesine paralel duyguları düşünceleri olan gören hisseden bir bireydir.

Çocuk, yetişkinlerin beklentileri dışında bir varlıktır ve her çocuk kendinin farklı olduğunun bilinmesini bekleyen bir bireydir.

Yetişkinler, bir çocuğu değerlendirirken onun kendine özgü biricik özellikler taşıdığını kabul etmeli ve davranışlarını ona göre yönlendirmelidir.

O çocuktur anlamaz! Ben,  istediğim gibi davranabilirim, bağırabilirim, benim istediğimi yapmalıdır, düşüncesinden uzaklaşılmalı çünkü o sizin yaptığınızı gözlemleyecek uygulayacaktır, aynı davranışlarınızı o da yapacaktır. Anne-baba sonrasında da öğretmen çocuğun önünde en etkin bireydir. Çocuk yapmasını istediğinizden çok sizin yaptığınızı deneyleyerek yapacaktır.

Çocukta ya da yetişkinlerdeki davranışların hiç biri gelişigüzel, kendiliğinin oluşmaz, her birinin sebep ya da sebepleri vardır. Aynalama, yansıma özellikleri, çocuk eğitiminde de söz konusudur.

Sözgelimi “ sürekli bağıran öfkelenen bir anne-baba çocuğundan sakin, davranışlarını kontrol edebilen bir birey olmasının beklemesi” ne büyük bir hayaldir. Doğru olmayan huzursuz eden yanlış model olduğumuz davranışlarda bulunarak çocuktan farklı davranış sonuçlarını beklemek tam anlamıyla bir yanılgıdır.

Anne baba olarak, çocuk eğitiminde “aynı dilin konuşulması” ciddi bir yaklaşımdır. Bir tarafın hayır dediğine diğerinin evet demesi, çocukta muazzam kargaşa yaratacak ve bu durumu çocuk her fırsatta

kullanacaktır.

Sevgili anne ve babalar, her şekliniz ile modelleniyorsunuz,

Kız çocuğunun ilk aşkı ve ilk kahramanı babasıdır

Erkek çocuğunun ilk kahramanı ilk modeli babasıdır

Keza, anne için de,

“bu podyumda yürüyen  bir manken olmanızı, gerektirmiyor, sevgi, saygı,değer vermek, önemsenmek gibi kavramların yaşanır olması ile alakalıdır”.

Onlarda çocukları gibi birlikte büyümeli, bilmeli, öğrenmeliler.

Gelişen çağa yönelik donanımlı olmalarında son derece yarar vardır.

Şu bir gerçektir ki çocuk daha anne karnındayken önce genetik faktörlerin etkisi altındadır ve annenin bulunduğu ortamdan da etkilenecek ve henüz doğmadan bir takım kayıtları hafızasında işleme alacaktır.

Tıpkı annenin beslenmesinden etkilenerek biyolojik etkileşim gibi psişik olarak de etkileşim içinde olacaktır.

Aile içi yaşananlar çocuğun duygularının, davranış ve tepkilerinin belirleyenidir. Bedensel, zihinsel, ruhsal ve sosyal gelişimi, sevgi dolu iletişimin güçlü olduğu sıcacık güven dolu bir ortamda yetişmesine bağlıdır. Ailenin çocuk için önemi yalnızca maddi ihtiyaçlarının karşılanması ile ölçülemez; Aile, sevgi ve güven duygusunun öğrenildiği ve beslendiği birincil önemi olan ortamdır.

2) Aile davranışlarına yön verirken üç otorite kullanır.  Bu otorite biçimleri;

-Bilinçli Otorite: çocuğun, neleri yapıp yapamayacağını aile belirlemiştir. İhtiyaçlar titizce  karşılanır. Çocuk düşüncelerini özgürce paylaşır. Sorulara yanıtlar büyük bir sabırla verilir. Bazı konularda taviz hiç verilmemektedir. Örn.-verilen sorumluluğunu yerine getirmesi, ödevlerini zamanında yapması, dişini fırçalaması gibi

Baskıcı otorite: Çocuğun söz hakkı yoktur. Ailenin belirlediği kurallar katı biçimde uygulanacaktır.

Sınırsız hoşgörü: çocuk her konuda serbest bırakılmıştır, her istediğini yapar. Hiçbir yanlış davranışa ceza yoktur.

” Bilinçli otorite yaklaşımı”  Gelişim psikologları tarafından da çocuk eğitiminde en uygun tarz olarak belirlenmiştir.  Bu tarz bir yaklaşım, çocuğun bilişsel ve duygusal yönden gelişimi için de en uygun ortamı sağlamaktadır. ( Cüceloğlu,2006)

3) Çocuğa sahip olmakla-sahip çıkmak arasındaki ince çizgiyi ayırabilmek

Çünkü o doğduğu andan itibaren farklı bir bireydir. Yaşına seviyesine uygun destek verilecektir fakat onun sizin bir parçanız olmadığını kabul ederek davranışlarınızı kontrol ederek.

Siz her yağmur yağdığında açılan bir şemsiye olamazsınız, bu mümkün değildir

Hedefiniz ihtiyacı olduğu anda kendi şemsiyesini açabilmeyi öğretmek olmalıdır. Ani bastıran fırtınalarda şemsiyesini o yönetebilmeli. Çocuk eğitimi yetiştirmesi salt annenin tekeline terkedilmemelidir,.

Görüş ayrılıkları varsa bunlar uygun biçimlerde bir an önce ortaya konulup doğru iletişimle giderilmelidir yoksa bundan sadece çocuk değil aile birliği de örselenecek, telafisi mümkün olmayan sonuçlar yaratabilecektir. Bu süreçte, çocuğun biyolojik gelişimi ve psiko-sosyal gelişimi etkilenecek. Geleceğine yönelik tehditler oluşturabilecektir.

Sahip olma, o ben+ im çoc,…” çocuğum” kelimesini kaldırın.

Geriye ” o benim” kalacaktır…

Nasıl? Siz, anne-babanızın mısınız?

Ya da anneniz-babanız sizin mi?

Hayır! O sizin değil! O bir dünyalıdır, siz onu yetiştirmekte sorumluluğu olan sahip çıkmakla görevlendirilmiş bir insansınız

Öncelikle; “sahip olmak ile sahip çıkmak” kavramlarının, birbirinden çok ayrı iki kavram olduğunu fark etmeliyiz.

O daha yemeğini, yedirdiğiniz anlarda elinizde tutuğunuz kaşığa sahip olma isteğini kaşığa saldırmasıyla ifade edecektir ve size;

-“Heyy!  ben buradayım, beni gör hisset  ve varım beni fark et” mesajını veriyor ve siz ısrarla kaşığı vermemekte direnişe geçtiğiniz an,” ben senin sahibinim, sen başaramazsın, sen bensiz bir varlık, bir kimlik gösteremezsin” mesajını veriyorsunuz

Sahip olma duygunuz- duygusallığınız  ile korkak, ürkek bir çocuk/insan yaratırsınız ve bu bir çeşit bağımlılıklara çabuk uyum sağlayan bir birey yetiştiriyorsunuz, demektir.

Tıpkı, korkutarak uyardığınız davranışlarınız, gibi .

Her iki tutumla, ebeveyn olarak,

Korkutarak yetiştiriyorsunuz ve bağımlılık yaratıyorsunuz

sahip çıkmanızı istediğiniz anları da vardır; üzüntülü olduğu anlarında, hasta olduğu anlarında. sığınmak isteyecektir. yetişkinler için de bu süreç benzer şekilde işlemez mi? bir arkadaşınızın depresyon da olduğu ya da hasta olduğu anlarında, bir ufacık sevgi ilgi sözcüğünüze ne kadar  çok ihtiyacı vardır. çocukta bu hızlı değişim gelişim her sürecinde farklılıklarla kendini gösterecektir. evet, çocuk eğitimi tatlı bir sanat dalıdır. hasta olduğunda farklı ilginizi sağlıklı sürecinde de isteme temayülüne girebilecektir. Hani o ” hastalığına mı üzüleyim, huyunun değiştiğine mi? ünlü özdeyişimiz gibi

4) Çocuk davranışlarıyla gelişir

Erken çocukluk dönemi çocukları,  dilsel ifade yetenekleri tam gelişmediği için, isteklerini bedenleriyle anlatmaya çalışırlar.

Bazı davranışlarını neden yaptığının anlaşılması önemlidir ve gereklidir.  Dinleyerek, gözlemleyerek anlayabilir ve ne anlatmak istediğini bulabiliriz.

Ağladığı zaman öfke nöbeti geçiriyordur, önce bir yerinde bir şey var mı diye bakmak gerekir.

Daha bebekken, “ben ağladığımda kendimi sakinleştirmem! Annem beni kucağına alır ve sakinleşirim” o sıcak temas en doyurucu eğitimin ilk adımlarıdır.

5 ) Doğru Nedir?  Kardeşler arası ilişkilerde denge kurabilmek başarıdır.

Zaman geçiyor bir anne baba olarak, düşünmeliyiz ki;   “ seneler sonra geriye baktığım zaman eğer topluma uyum gösteremeyen bir insan görüyorsam kaybettiğim ne kadar çok şey olduğunu düşünür üzülürüm”. Oysa bugüne bakıyorum  “mutlu, kendine güvenen, kendini seven, çevresindeki insanları seven, kendiyle barışık, çocuk yetiştirmek için bu gün onunla benim hayatımızın ilk günü”.                                                                      Sevgiyle çocuğuma sarılıyorum.                                                                                                                       İster 5 yaşında ister 15 – 18 yaşında olsun, o ilgi bekleyen sevgi – destek bekleyen bir çocuk.                                                                                                            Çünkü 10 yıl sonra doğrularla, sevgiyle beslenmiş yetişmiş bir insanla birlikte olacağım, aynı zamanda yeri geldiğinde ihtiyacım olduğunda dertleşeceğim dostum diyebileceğim insanı beraberinde topluma yararlı bir insan olarak da yetiştirmiş olduğumun mutluluğunu da yaşayacağım…

6) Çocuğun çocukluğuna saygı duymak!

Şayet yaş farkları az olan birden fazla çocuğa sahip anne-baba iseniz;                                                         3-5 yaşındaki çocuğa; Sen ablasın! Sen ağabeysin! Sen artık büyüdün! …                                                     O kendi yükünü taşımaya çalışırken,  kendinin daha farkında değilken, hayatıyla alakalı nelerin olduğunu öğrenmeye çalışıyorken,  böylesi bir ağırlığın yükün kendisine verilmesi. Veya tam tersi, abla ya da ağabeyiyle mukayese edilmesi, çocuğun çocukluğuna saygı duymamaktır.

Her  birey  gibi her çocukta özeldir.

–                  Sevgiyi ilgiyi eşit olarak sunmak, aralarında ki olası bir tartışmada önce mağdur olana ilgi göstermek, çok sık olmamak kaydıyla da mağdur eden tarafı yalnızken bir köşeye çekerek açıkça konuşmak.

–                  Zaman zaman aralarındaki tartışmaya müdahale etmemek, sorunlarının kendilerinin çözmesini sabırla beklemek.

–                   Çocuğunuza size kızdığı zaman şunu size söylemesini isteyebilirsiniz   “  bana kötü davranıyorsun diyebilmelisin”  evet çocuğunuz canı yandığı zaman size bunu söyleyebilmeli. Ona “ seninle can cana yolculuk yapmak istiyorum”  çocuğun, çocukluğunu doyasıya yaşamasına fırsat verin. Fırsat verin ki okulda hayatta başarılı olsun

–                  Çocuğunuz her hangi bir şeyi kırdı, sakarlık yaptı: sakin olunmalı ve “elinden kaydı, farkındayım bir tanem, üzülme problem değil”  tam tersi “ sakarsın! dikkatsizsin!..” vb. davranıldığında çaresizliği öğrenecektir. Dikkatsiz ve sakar olacaktır.

“Başarısızlık- umutsuzluk- mutsuzluk diye bir şey yoktur, hayatta başarılı- umutlu- mutlu olmak için bizi bekleyen ve çocuğumuza öğreteceğimiz fırsatlar vardır

7) Yemeğini yemek istemiyor

Yemek anlarında yaşananlar çocuğun biyolojik gelişiminin ötesinde ruhsal ve davranışsal gelişimi açısından son derece önemlidir, her yapılan hata kişilik gelişiminde çözümünde güçlük yaşanacak tehditlere sebep olabilecek kadar önem taşır; tanımlamalarımıza dikkat etmeliyiz, “çok iştahsız ve çok yemek seçiyor” tanımlamanızla, çocuk kendini aynı cümlelerle tanıyacaktır, “ ben iştahsızım ve yemek seçerim”

Yetişkinler, anne-baba ya da diğer aile büyükleri yemek konusunda oldukça hassatırlar.

O anlar çocuğun karakter oluşumuna olumlu-olumsuz izler bırakılan anlardır.

Yemek yedirme esnasında bir direniş söz konusudur, her iki taraf için de çocuk tarafının da yetişkin tarafının da, biri yememek için, diğeri de yedirmek için, kıyasıya bir çatışma ve bu karşılıklı tutum söz konusudur.

Bu çatışma ortamı ilişkilerin tümünü etkileyecek kadar güçlüdür ve sakın ola direnişe geçmeyin!

Çünkü “kazanan o minik surat” olacaktır. Başka ortamlarda evde hiç yemediğini yemek isteyebilir, doğal haline bırakın “ evde verdim de yemedi ” gibi konuşmalar  son derece gereksizdir ve istediğiniz hedefe ulaşmayacaktır.

Yemiyor diye ceza ya da, yiyor diye ödül

Empati ( benzer durumda ne hissettiğiniz, onun yerine kendinizi koyma) yapın, siz istemediğiniz bir şeyi yiyebilir misiniz? Beslenme elbette çok önemli, ancak “tombik kanlı-canlı çocuk mu yetiştireceğiz?  Yoksa, sağlıklı bir birey mi yetiştirmek istiyoruz
                    

Midesini kontrol etmeyi bırakın, zorla yedirilen yemeğin psikolojik olarak sayılamayacak kadar  olumsuz davranışların kaynağı olacaktır;

  • İnatçılık,
  • Yemekten zevk alamama,
  • Yemek anlarının ıstırap anlarına dönüşümü ya da
  • Tam aksi obezite, istenmeyen kilolara sahip olma gibi.

Çocuğunuz, size sesleniyor:

Ben kendimi midemi bile kontrol edemiyorum, midem bile annemin denetiminde!

“Hayır ben bir bireyim” demek istiyor.

Teşvik edici yaklaşımlar da bulunulması önemlidir.

Kendi tabağınızdaki yemeğe odaklanın,

Yemeği keyifli hale getirin, daha objeleri tutmaya başladığı an kendi yemeğini yemesine izin verin, bırakın döksün saçsın, kirletsin, kirlensin.

Yemek esnasında onu da içine katarak sohbetler edin, seviyesine uygun, arabalar bebekler oyunlardan konuşun, yemek anının bir keyif anı olduğunu öğretin.

O yiyeceklerin bedenimize, gelişimimize katkılarınsan söz edin.

Yemek hazırlama aşamasında olayın içine onu da katın, birlikteliğin keyfini yaşayın, yaşatın çünkü o anlar aynı zamanda bir emek anıdır.

Beslenme sadece bir ihtiyaçtır, çocuk karnı doyduğu zaman mutlu olmaz, ama ruhu beslendiği zaman yemeğini de yiyecektir.

Israrla yemeyeceği ile mesajlar mı veriyor?

Tepiniyor-ağlıyor- hırçınlaşıyor-hatta siz görmeden çöpe de atabilir!

Rahat bırakın yemesin mutlaka acıkacaktır…

Bu acıkma anlarını da kullanarak, “ben sana şunu demiştim! Bunu demiştim tarzı söylemlerinin yapılmaması,  o an açlığını gidermesine yardımcı olunması ya da yaş seviyesine göre, yemeğini kendinin hazırlayarak yemesi biçimiyle, ceza değil bir bedel ödeyerek açlığını gidermesi beklenebilir.  Doğal ortamlarda gelişim için beslenmenin önemi ile ilgili seviyesine uygun, kaynakların birlikte okunması kalıcı ve sağlıklı bir beslenme eğitimi almasına olanak tanıyacaktır ve yemeğin birlikte hazırlanması gene masanın birlikte düzenlenmesi, işin içine çocuğun da katılması önemli etkenlerdir.

8) Ödül – Ceza

Ödül ve ceza sınırları olan iki kavramdır. Davranışları oluşturan ise güdülerdir.

Çocuklarda da güdüler davranışlara dönüştürmek, harekete geçirmek amaçlı kullanılmalıdır.

Güdü, istekler, arzular, ihtiyaçlar ile ilgili genel kavramlardır.

Olumlu davranışı geliştirmek için ise güçlü olduğu yönünü keşfederek onunla ilgili bir sorumluluk verilerek uygun  pekiştireçler  (motivasyonu artıracak coşkusunu arttıracak sözsel ifadeler-minik ödüller ) kullanılması.

Ödevini yaptığı için, yemeğini yediği için, karnesindeki başarısı için ödül, vb. bu saydıklarımız ve benzerleri onun bedensel ve kişisel gelişiminin vazgeçilmezleri olduğunun bilincinde olunmalı bu konuda çocukta da benzer bilinç oluşturulmalıdır.

Harikasın! Sen bunları yapabilecek, başarabilecek güçtesin!

Kendini sevmelisin! Gibi…

Ruhunu okşamak. Başardığı becerinin niteliğine göre sözlerle motive edilmelidir. Karnende ki notların pekiyi olursa sana bisiklet alacağım gibi ödüller sürekli beklentileri getirecektir ki beklentilerin sınırı yoktur. Çocuğunuzu boş ve serbest anlarında gözlemleyin, en fazla nelerden keyif alıyor? Çocuğa planlamasını kendinin yapmasının öğretilmesi sorumluluklarını tamamladığı zaman tv seyretmeyi kendine ödül olarak verebileceği, sevdiği oyunu oynama zamanının kendinin seçmesi en doğru- kalıcı eğitim yöntemi olacaktır.

Cezalandırıldığı zaman ise öfkesi uyanır, şiddet şiddeti doğurur. Şiddeti uygulamasına yardımcı oluruz. Beklentiler anlatılır, kurallar sakince söylenir, tekrarlarda kurallar tekrar hatırlatılır. Kurallara uyum sağlanamadığı zaman mola dediğimiz düşünme aralığı verilir.

Sabırlı davranılmalı, süreç içinde kurallara uyum gösterme yerine oturacaktır.

Ebeveyn kararlı olmalı ve “gene aynı şeyi yapıyorsun! Sana mola anını tekrar vereceğim” tehditlerinden kaçınılmalı aksi halde sizi acıtmak için tekrarlayacaktır, sizden veya diğerlerinden bu şiddetini mutlaka çıkaracaktır.

Hatalarından vazgeçtiği zaman en anlamlı ödül keyif aldığı bir mekâna gitmek, bir oyun parkı olabilir, birlikte tv izlemek kişisel olgunluğa ulaşmasında ki en yararlı davranışlar olacaktır.

Anne-babanın zaman zaman yapabildiği en büyük yanlış, kendileri meşgul olduğu zaman başlarından savmak için çocuklarını tv-bilgisayar önüne oturtmalarıdır.


Televizyon ve bilgisayar bir bakıcı değildir,

Çocuğun yaşamında oyun yoksa ilgi de yoktur. Arkadaşları olmalı, günümüzde toprağı yeşili doğayı tanıyamayan dokunamayan çocuklar var birlikte ev içi hareketler yapılabilir, beraber makineyi boşaltmak vs. unutmayın ekranlar çocuk bakıcısı değildir. Gene ev içi çalışmalar için, boyalar geniş büyük kağıtlar verin faaliyetleri duvarlara asın, etkinlik köşeleri olsun.

Çocuk çocukluğunu doyasıya yaşamalıdır.                                              

Yaşamalıdır ki!  Okul hayatında sosyal ve özel yaşamında mutlu ve başarılı bir birey olsun

9) Yap ma dili

Çocuğunuz, yerinde durmuyor, sürekli hareketlilik peşinde,  Örneğin:  koşma düşeceksin!

Emir kiplerinizde eylemin birincisini uygulayacaktır. Çünkü siz ona, farkında olmadan “koş-bas-düş” emirlerini yağdırıyorsunuz.   Çünkü zihin dışı – bilinçaltı, ilk söylenene koşullanacaktır.                                                                                                                                      “ Ayağına terliğini giy” yerine “ ayağına terliğini giymezsen hasta olabilirsin“

Duygu yüklüyorsunuz, onun sağlığını düşündüğünüzü hissettiriyorsunuz.

Olası kazalarla da baş etmeyi öğrenmesi için de fırsat vermelisiniz,  böylece bedelini ödeyerek de doğruyu- yanlışı öğrenecektir.

10) Ödevini yapmakta zorlanan çocuk

Daha okula başlamadan çocukta sorumluluk duygularının geliştirilmesinde yarar vardır.              Çocuğun ödevini neden yapmadığı ile ilgili, öncelikle problem çözme tekniği uygulanır;                         Çocuk ödevini neden yapmıyor, olabilir?                                                                                                   Nedenler çeşitlidir,                                                                                                                                                    – Öğrenme güçlüğü olabilir, öğretmeniyle işbirliğine giderek, konuların parçalara bölünmesi, gibi            – Bilgi ve beceri eksiği olabilir, beceri eksiği olan bir öğrenciye baskı yapmak “gözleri görmeyen birinden tabela okumasını istemek” gibi. Bu bir haksızlık değil midir?                                                                                     – Ailelerin, davranış ile önlem almaları “çocuğunuzu hata yapsa da sevdiğinizi ancak o davranışı onaylamadığınızı” açıkça paylaşabilirsiniz.                                                                                                      Her iş yerinin olduğu gibi ailenin de kuralları olmalı.                                                                                                             Tüm uyarılara rağmen, ödevlerini yapmıyor.  Aile de tehdit ediyor “ ödevini yapmazsan, televizyon seyredemezsin” çocuk, buna karşılık ödevini yapmıyor televizyon da seyretmiyor. Böylece ödev yapmamak  olağan hale geliyor ve çocukta intikam, kızgınlık ve değersizlik duyguları gelişiyor.  Özellikle sizin canınızı acıtmak için de sorumluluğunu yerine getirmeyecektir.                                                            -Ödevini yapması konusunda sürekli  uyarı  yapılması  alışkanlık yaratacaktır;

-Anne-baba gibi aile bireylerinden herhangi birinin “ödevini yap”  uyarısını bekleyecektir.aksi halde ödevini  yapmayacaktır.

-Kalıcı davranış sorumluluklarının bilinciyle yetiştirilmesi, o ödev onundur ve zamanında yapması gerektiğini bilmelidir. Bu konuda öğretmeninden destek alınması ve işbirliğine gidilmesi, önemlidir.

Öğrenci olduğumuz günlerimizi düşünelim; saatimiz çalardı, çalardı, çalardı….Biz annemizin bizi uyandırmasını beklerdik ( ya da en azından ben öyleydim)

Çözüm: Çocukla, o çok küçük demeden sağlıklı sevgi güven dolu iletişim yolunun seçilmesi.            Daha okula başlamadan sorumluluk duygusunun davranışlarının, olayın içine katarak  öğretilmesi.

  

11) Saldırgan ve Problemli Davranışlar

Saldırganlığın insanın doğuştan getirdiği  kabul edilen davranışlar olduğu kabul edilir. Ancak eğitilebilir davranışlardır. İsteklerinin fazla baskı altında tutulması veya aşırı serbest bırakılması ile saldırganlık dürtülerinin güçlenmesine sebep olabilmektedir. Çocuk saldırganlığı  kendine  uygulayabilir; saçını-kaşını kopararak, tırnağını yiyerek,   ya da dışa yönelik; eşyalara, oyuncaklarına zarar vererek, vurarak, kırarak, ısırarak ifade ettiği uyum bozuklukları gösterebilir. Olumsuz davranışları onaylamak değil, kalıcı çözümler üretilmesi.

Bu ve benzer durumlarda ne yapmalıyız?

Öncelikle, anne-baba saldırganlık göstermeden kaçınmalıdır. Doğru-iyi bir model olmalıdır. Şayet dayak atılıyorsa, çocuk saldırgan olacaktır.

Sorumluluklar verilerek olumlu sonuçlarına ödül vermek,

Enerjilerini doğru yönde kullanmalarına yardımcı olmak ; spor aktiviteleri , bir enstrüman- resim  yapma gibi sanatsal faaliyetlere yönlendirmek. Ev içinde de bol malzemeli resim çalışmaları desteklemek, akranlarıyla oyun oynamaları  benzer, grup etkinlikleri   arkadaşlarına kendisini kabul ettirmesi için  iyi bir fırsat olacak ve saldırgan davranışları  terk etmeleri, için iyi bir zemindir.

12) Hangi Davranışlar Problem Olarak Kabul Edilir?

–                  Çevresindeki insanlar zarar görüyor mu?

–                  Davranışları kendi eğitimini engelliyor mu?

–                  Davranışları gereği sosyal yaşamı zedelenerek,  yalnızlaşmasına sebep oluyor mu?

–                  Vurma, ısırma, tükürme, sallanma gibi davranışlar.

 Bu ve benzer davranışlar problem davranış olarak kabul edilir.

  1. Problem davranışın ortadan kalmasının çocuk için öneminin kavranması.
  2. Çocuğun gelişim düzeyinin bilinmesi ve objektif olarak değerlendirilmesi.

Problem davranışların varlığı söz konusu ise, çocuğa yardımcı olunması ve destek verilmesi kaçınılmazdır. Destek olurken dikkat edilmesi gereken konular;

Anne-baba ve diğer aile bireylerinin aynı dili kullanması “birinin hayır dediğine diğerinin evet dememesi”

Dengeli ve tutarlı davranmak,

Objektif olmak

Sabır ve sükut gösterebilmek, zaman tanıyabilmek,

Olumlu davranışın olgunlaşmasına fırsatlar sunmak,

Kontrol eden bir polis kimliğinde olmadan, sadece izleyici olmak

13 ) Çocuğumuzla ilgili şu sorulara cevap vermeliyiz;

–                  Problem yaratan davranışlar genellikle hangi ortamda kendini gösteriyor?

–                  Problemin ortaya çıkmasındaki sebepler neler?

–                  Çocukta gelişmesini istediğiniz davranışı belirleyin!

–                  Objektif olmanız önemlidir!

Geliştirmek istediğiniz davranışı siz, kendiniz için mi istiyorsunuz?

Yoksa çocuğunuzun  kendisinin eğitimini- gelişimini engelleyen mevcut problem davranışın mı eğitilmesini istiyorsunuz?

–        Mevcut davranışın net olarak belirlenmesi gereklidir.

–        Mükemmel bir çocuk mu yaratmak istiyorsunuz? Ebeveynlerin düştüğü en büyük hata “ mükemmel çocuk yaratma arzusu”.

–        Her çocuk biriciktir ve kendine özgüdür, tek tip çocuklar yetiştirmiyoruz, farklılıklar son derece olağandır. Tıpkı herkesin parmak ucu kıvrımlarının farklılığı, hatta bilir misiniz? Beynimizin en üst katmanı korteksin kıvrımları dahi farklıdır. Kişiye özgüdür.

–                  Bu sebeplerledir ki!

–                  Ulaşmak istediğimiz hedef davranışlarımız olumlu olmalı, gerçekçi olmalıdır.

14) Neler yapılmalı?

–                  Çocuğun, değişimin istediğiniz bir davranışı desteklemek amacıyla zevk alabileceği, kolay  yapabileceği  davranışlar, uğraşlar belirleyin.

–                  Hedeflenen davranışın hemen yapılmasını beklemeyin, en ufak olumlu davranışını  abartmadan ödüllendirebilirsiniz. Bu bazen, ruhunu okşayacak bir söz en güzeli de sımsıcak bir gülümsemeyle sarılmanız  olabilir.

–                  Mutlaka da ne yapmasını istediğinizi açık net cümlelerle ifade edin

Çocukla ilgili sorun odaklı bir davranış ile karşı karşıyayız. 

  

Sorun olan, problem yaratan bu davranışı nasıl değiştireceğiz?

Önceliğimiz, sorunun tanımlanması olmalıdır.

Öncelikle çocukların ihtiyaçlarının giderildiğinden emin olunmalı. İhtiyaçlar,  fiziksel , zihinsel  ve ruhsal işlevleri olan yaşam fonksiyonlardır.

Birincil ihtiyaçları şunlardır:

-Açlık,      – Susuzluk,      – Temiz hava,      – Dinlenme

   İkinci olarak, ruhsal-psikolojik ihtiyaçlar vardır;

-Ait olduğu duygusunun giderilmesi için; grup içinde bulunması

-Birine yakın olmak,

-Yeteneklerinin ortaya çıkarılmasına ortam sağlayıcı olmak & saldırganlığın yerini alacaktır.

Kendini savunma için bu defa başarısını kullanacaktır, gücünü kullanacağı alanının içinde olacaktır.

Maslow’ un İhtiyaçlar Hiyerarşisi  sadece yetişkinler için değil, birey olarak çocuklar için de geçerlidir. Bir ihtiyaç alanının tatmin edilememesi çocuğun, gelişim basamaklarını etki altına alacak yaşamında arzu edilmeyen sonuçlara sebep olacaktır.

1.Eylem: Davranışı tanımlama,

Değişen ve istenmeyen davranışın ilk anları özellikle değişim zamanı ve özelliklerinin tespit edilmesi. Değişimin hedef davranışa dönüşümü ve tam anlamıyla dile getirilerek tanımlanması sorun davranışı önlemeye yardımcı olacaktır.

2.Eylem:

Etkileri; öğretmen ile diğer öğrencilerle sınıf ortamında ve okul ortamında ne gibi etkiler yaratıyor?

Bu üç alan davranışın değişimi için son derece önemlidir.

3.Eylem:

Davranış sebeplerini belirlemek, herhangi bir davranışı değiştirmek için geliştirilen plan, çocukta davranışın ele alınması. Olumlu ya da olumsuz her davranışın bir sebebi vardır.

“Her davranışın altında da olumlu bir sebep vardır. “

-Neden böyle yaptın, çocuğum?

Sorunuza,  kendince haklı sayacağı çeşitli sebepler sunacaktır.  O davranışı motive eden sayısız sebepleri vardır.

15) Olumsuz bir davranışın ardında genelde başlıca dört neden bulunur, bu sebepler;

1-           Dikkat, çekecektir.

2-           Gücünü gösterecektir,

3-           İntikam duygusu,

4-           Özgüven eksikliği

Çoğu çocuk, dikkat çekmek için toplumsal alanda normal kabul edilmiş davranış  yollarını seçebilir. Bazı çocuklar için ise dikkat çekmek için tek yol, davranışlarında yaramazlığı kullanmaktır.

Garip sesler çıkararak, izin almadan konuşarak, kurallara uymayarak ve bu çocuklar genellikle sınıf içi veya dışından benzer çocuklarla birlikte olurlar.

Özellikle bazı küçük çocuklar bu konuda ısrarcı yaklaşımdadırlar. Bilirler ki eğer oyun arkadaşının canını acıtırsa, yetişkinlerin dikkati kendisinde yoğunlaşacaktır.

Çünkü sakin oynasa kimse onunla ilgilenmeyecektir.

Bu çocukların aslında hissettikleri güç eksikliğidir, toplumun kabul etmediği bu davranışlarıyla da kendilerine göre güçlerini kazanmaktadırlar. Dikkat ve gücü denetim için yöntemler ararlar, intikam peşindedirler. Kişisel kazanç olarak da şiddetli olmanın memnuniyetini yaşarlar. Bazı yetişkinler, için çözüm dayaktır, dayak özgüvensizliği besleyen önemli bir faktördür.

Özgüveni zedelenmiş çocuk, bunu sürekli göstermek ister ve genelde bu tip çocuklar sosyal ortamlarda grupsal paylaşımlar içinde az bulunmuşlardır. Öteki çocukların davranışlarını, bakışlarını anlamlandıramazlar ve sürekli hataları karşı tarafla özdeşleştirerek savunmadadırlar.

16) Şiddeti desteklemenin yaşı yoktur,

–                  Çocuk, okul öncesi dönemde, kimliğinin gelişimine paralel, genellikle erkek çocuklarında, tekmeleme, vurma- kırma ya da  kırıcı olma hareketleri, bazı aileler tarafından bir güç sembolü olarak nitelendirilir,

–                  Şikayetler sözel olarak dile getirilirken memnun olduklarını da mütebessim bir ifadeyle belli ederler.

–                  Bazı babalar, erkek çocuklarının cinsiyetini ön plana çıkaran espriler yapmaktan çok keyif alırlar.  Çocukta da gelecekte cinsel kimliğine bağımlılığının oluşumuna öncü bir davranışı destekleyici tutumdur.

–                  Erkek çocuk bedensel güce teşvik edilirken kız çocukları  ayıp ve yasak kavramlarıyla eğitilirler.

–                  Güç ve güçsüzlüğün şiddet gösterisi olmadığı öğretilmesi gelecekte gerek anne-baba gerekse çocuk tarafından daha rafine bir hayat seçimini kolaylaştıracak etmendir.

17) Çocuğunuz arkadaşına zarar mı veriyor? 

Önce zarar görenle ilgilerininiz!

Aksi halde amacına ulaşacak ve ilgiyi kendi için gerekli verileri toplamış olacaktır.

–                  Zarar gören çocuğu yanınıza alıp ondaki zararın telafi edilmesi ile kullandığı silah sizin elinize geçecektir.

–                  Ona da başka teknikler uygulamak, ona ait bir özelliği keşfederek, diğer çocukların dikkatini çekmeyi becermek, kendini doğru ifade etmesine yardımcı olmak. Mutlaka onun saldırmadığı, hırçınlaşmadığı anları vardır. O anlarda bir ödül vererek doğru yolu cazip kılmak.

–                  İlk anlarda hemen olmayabilir, sabırla bu metot uygulanmalıdır, meyvelerine şahit olacaksınız. Hatalı davrandığı anlarda da ona şu mesaj verilmelidir ;

“ Ben seni çok seviyorum ancak bu davranışının yanlış olduğunun sen de farkındasın, sen en iyisini  yapabilecek  yetenektesin”

18) Çocuk kötü marka örneklemlerini sahiplenmemeli

Eğer çocuk birkaç kez vurduysa bu her zaman onun kavgacı olduğunu göstermez;

“Gene sen yapmışsındır!”

Şekliyle davranmak çoklukla yetişkinler tarafından uygulanan kolay yolu seçme metodudur. Çocuğun, geçmişteki yaşanmışlıklarını grup üyelerinin de kabullenişleridir ki en tehlikeli yaklaşımlardır ve çocuğun tüm geleceğini tehdit altında bırakan bir yaklaşımdır. Diğer çocuklar ve aileleri tarafından onaylanmayan çocuk grubun dışına itilmiştir. Çocukta bu durumu kabullenir ve çevresine verdiği zararları arttırarak sürdürür.  Gelecek için potansiyel tehdit grupları, böylesi ötelenerek markalaşmış çocuklardan oluşur.

19) Çocuk zarar veren davranışlarının onaylanmadığını kavrayabilmeli

Aile içi ve grup içinde doğru iletişim kaynakları kullanılırsa sürece bağlı olarak çocukta, olumlu değişimler olacaktır. Dikkat çekmek için mutlu olmasına sebep olacak çok şeylerin de olduğu bilincine varacaktır. Şayet yetişkinler, diğer arkadaşlarına vurmasını zarar vermesini görmezden gelerek, destekler tutum içinde bulunur ve hatayı-suçluyu dışarda arama tutumlarında ısrarcı olurlarsa, çocuğun istediklerine bu yollarla ulaşması desteklenmiş demektir. Çocuk doğal yollarla doğru iletişimle paylaşmanın tadına varamamıştır ve kendine göre doğruya bu yolla varacağını öğrenmiştir.

Kendini sözel yolla ifade edemeyeceğinden tekmeleyecektir, ısıracaktır, tükürecektir, her konuda ortaya atılacaktır, sabırsız olacaktır.

20) Disiplin,

Peki nasıl bir disiplin?

Çocuklar, kendilerini yetişkinlerin tanımlama biçimleriyle tanırlar. Siz ;

“ çok yaramaz-  ders çalışmıyor- dinlemiyor-  …” dediğiniz sürece, oda kendini bu tanımlamalarla tanıyacaktır.

“Ben yaramazım! Ben tembelim! Gibi…

Tıpkı zararlı bakterilerin vücutta optimum koşullarda yaşamlarını sürdürmeleri gibi.

Çocuğumuzda olumlu davranışların yerleştirilmesi oldukça kaygı duyulan bir konudur.

Aslında yönetim ve tanımlamalar sizin davranışlarınız, söylemlerinizle biçimlenecektir.                      Çevreden gelen farklı söylemler karşısında bocalayan anne, zaman zaman;

“Acaba fazla mı sert davranıyorum?

Aşırı hoşgörü gösterip şımartıyor muyum? Endişeleri ile yaşamını karartacaktır ve ikilimler arasında kalabilecektir.

Disiplin Nedir?

Kavramsal anlamda disiplin, yetiştirmek, eğitim vermek ve cezai kuralları olan sistematik bütünsel ve devamlılık içerirken, amacın doğru saptanmasının sonsuz yararları olan formal bir davranıştır.

Her ailenin ve öğretmenin en büyük arzusu;

Kendi kendini yönetmesini bilen,

Seçimlerini yapabilen,

Sorumluluk alabilen,

Kendine yetebilen,

Özgürlüğünü de sorumluluk bilinciyle yönetebilen, düşünen birer birey yetiştirebilmek, kuşkusuz ortak amacıdır.

Bebekliğinden itibaren anne babanın tutum ve davranışların çocuğa model olabileceği ve kalıcı davranışların oluşmasına sebep olacağından özel önem ve hassasiyetin gösterilmesi oldukça önem taşımaktadır.

“Çocuğumuz, hangi davranışta bulunuyorsa sebepleri onunla yaşadığınız paylaşımlarınızda gizlidir”

Çocuğun ilk sosyalleşme süreci anne-baba   iletişimi ile başlar. Yetişkinlerin model olma özellikleri çocuğun eğitiminde oldukça etkilidir. Özellikle okul öncesi dönemde çocuğun davranışları, algılama ve gözleme dayalıdır. Bu sebeple yetişkinlerin her davranışı çocuk için canlı bir modeldir. Çocuk sevgi ve anlayışın hakim olduğu bir ortamda, yetişkinlerin kendinden beklenen kuralları daha kolay benimseyecek ve uygulayacaktır. Çocuk eğitiminde aile bireylerinin iletişimde seçtikleri dil çok önemlidir. Taraflardan birinin evet dediği bir olaya diğerinin hayır demesi, çocuğun kafasını karıştıracaktır. Aradaki anlaşmazlığın da farkına vararak zaman zaman bunu kullanabilir. Durumlar arasında kalan çocuk hırçınlaşacaktır, uyumsuz davranışlara sebep olacaktır.

Örneğin, çocuğa terliksiz yere basma! Diyebilmek için

Ayağımızda terlik olması, elimizde gazlı boyalı bir içecek varken, gazoz içmesine izin vermememiz, gibi…

Koyduğumuz kurallarda kararlı olmamız önemlidir.  Değişen ruh halimiz alınan kararı etkilememeli. Ancak özel durumlar ve günlerde esnek olunabilmeli. Çok katı kurallar karşısında çocuk sosyal grubu içinden dışlanacaktır, içe dönük olacaktır, hırçınlaşacak ve isyankar olacaktır.

21) Özgüvenlerini nasıl geliştirebiliriz?

–                  Tavırlarda tutumlu olmak, bu gün hayır dediğinize yarın evet dememek

–                  Cesaretlendirmek için; Övmekte cömert olunmalı, olumlu davranışlarını överek yüksek sesle söyleyin. Korkmayın motive etmek şımartmayacaktır.

–                  Onlar içten olmayan her duygunun ilginin farkındadır, …mış gibi yapmayın. Anlattığı ile ilgili sözler söyleyin, konuyu sadece dinlemenizi istiyorsa da müdahale etmeden sadece gözlerinizi ondan ayırmadan başka bir şeyle meşgul olmadan, sadece dinleyin.

–                  Evle ilgili bir şeylerde onun da fikrini alın,

–                  Arkadaşlarının eve gelmesine izin verin, arkadaşlarını eleştirmenizden de hiç hoşlanmazlar.

–                  Çocuk  olduğu gibi kabul edilmeli dersini çalışmazsan “seni sevmem, cici çocuk olmazsın”

–                  Sevginize koşullar sınırlar koymayın “ yemeğini yersen, dersini çalışırsan seni daha çok severim “gibi.

–                  Sevgi koşulsuzdur, her şeye rağmen onu sevdiğinizi sık sık dile getirmek; davranışın eğitimi ile ayrılmalı

Yalan mı söylüyor?

3-6 yaş hayal kahramanları yarattıkları dönemleridir. Yaratıcılıkları oldukça güçlüdür. Hayal ve gerçek arasında olmaktan keyif alırlar.

8 yaş artık, yalan-hayal-gerçek kavramları birbirinden ayrılmıştır.  Somut gerçeklerle tanışmaya başlamıştır.

BÖLÜM II

Çocuğun  başlıca gelişim evreleri  ve kritik dönemleri

Doğal yaşam gereği,  çocuğun yetişirken geçirmek durumunda olduğu bunalım çağları vardır, aile fertlerinin çocuklarına bilinçli destek verebilmesi için bu dönemlerin özelliklerini bilmeleri gereklidir. Çocuğun birbirini takip eden diğer dönemlerini kolaylıkla atlatması adına son derece önem taşıyan çağlarıdır.

Özellikle 3 yaş kriz dönemini başarıyla atlatamayan çocuk, bu dönemin krizlerini 7 yaş dönemine ve de sonraki kriz aşamalarına aktaracak ve aşılması çok zor olan bir sürece sebep olunabilecektir.

Şayet çocuğunuz, 7 yaş ve civarında ise ve 3 yaş çocuğu özelliklerini sergileme çabasındaysa;

“Sen artık büyüdün! Şunu Yapma! Sen bebek misin?” gibi sözlerle örselemeyin. Onu serbest zamanlarında doğal ortamında bırakın, 3 yaş bunalım sürecinden kalan boşluğunu tamamlamasına izin verin ve mutlaka  “başkalarına veya kendine zarar vermemesi adına da baskın olmayan izleme kontrolleriniz dahilinde”.

Çocuğun başlıca gelişim basamakları ve özellikleri

1)               0-3 yaş dönemi

Kişilik gelişiminin temellerinin oluştuğu dönemdir. Merkezinde anne-baba olmak üzere ilk sosyal yaşamı paylaştığı yer ailesi ve yakın çevresidir.

2,5 – 4 yaş sürecini kapsayan benliğin keşfedildiği, cinsiyetinin farkına vardığı dönem, elinden gelse dünyayı keşfetmeye çalışacaktır.

Kırılabilecek nesneleri kırmak, kalemle boyalarla geniş alanları, yerleri çizmek- boyamak onun ihtiyacıdır. Ona uygun bir bölüm ayarlanmasının sayısız yararları vardır. Çocuğun deneyerek yaşayarak çevresini öğrenmesi keşfetmesi adına izleyerek baskıcı olmayan kontroller dahilinde özgür olduğunu, bir birey olduğunu hissettirmek faydalı olacaktır. Bu dönem çevresinden ailesinden adeta çözüleceği, hürriyetine sahip olacağı ilk yaşam aşamasıdır.

Bu dönem, tek başına da hayatını yaşayabileceğinin ilk sınavını verdiği dönemdir.

Kendi gücünü, kuvvetini tanıyacak ve kendini kabul ettirebilecektir, toplum içinde kendine yer edinebilmek için zeminlerini hazırlama sürecindedir ve daha sonraki bunalım dönemlerini daha kolay atlatabilmesi için gücünü topladığı kendinden emin olmanın ilk sınavlarını verdiği dönemidir denebilir.

Bu süreçte çocuk, paylaşmaya, beklemeye, sabırlı olmaya, dinlemeye alışır. Çünkü çocukta artık kendine güvenin ve bağımsız bir birey olduğu fikri yerleşmeye başlamıştır.

2)               3-6 yaş dönemi

3-6 yaş dönemi çocuklarında inatçı tavırlar sıklıkla yaşanabilir.

İnatçılık, belirli bir neden olmadan, bir harekette ısrarlı davranarak davranışlarını yönetmesi biçimiyle tanımlanabilir.

–                  Çocuğun inatçı ve hırçın davranışına aynı biçimde karşılık verilmemesi,

–                  Bağırıp çağırdığı zaman da isteklerinin yerine getirilmemesi,

–                  Sert şiddetli cezalar verilmeden, gereksiz engeller konulmadan, yumuşak bir dille, açıklayıcı nedenlerle dikkatinin başka yöne çekilmesi,

–                  Bir süre ortam değiştirip duymama-görmeme- konuşmama da etkili olabilir, çünkü çok kısa bir süre sonra başka bir şeylerle ilgilendiğine şahit olabilirsiniz.

İlk beş yıl çocuğun kişiliğinin şekillendiği, bir ömür boyu sürdüreceği temel kişiliğinin oluştuğu dönemdir. Bu temel kişilik çocuğun, okul dönemi ve sonrası hayatı sosyal ilişkilerinin nasıl gelişeceğinin belirleyenidir. Çocuk zekasının yüzde ellisinin de oluştuğu dönemdir.

Zekanın kalan yüzde otuzu  sekiz yaşına geldiği zaman, yüzde yirmisi de on yedi yaşında tamamlanmaktadır. (Dr.Benjamin Bloom)

3)               Yedi yaş dönemi

 Hürriyetine karşı ikinci atılım, ikinci bunalım dönemi olarak da tanımlanabilir,

Çocuk artık sosyal benliğini keşfetme aşamasındadır.

Hangi dönemleri kapsar?

Basit bir tanımlamayla, çocuğun ilkokul birinci sınıfa başlama öncesinden, ilkokul ikinci sınıfa geçen süre içindeki zamanıdır. 3 ve 7 yaş dönemlerinde birbirini takip eden süreklilik vardır, ortalama ikişer yıl gibi bir zamanı kapsar. Bu süreler çocuğun yaşadığı ortam, alenin yapısı, çocuğun içinde bulunduğu çevre ile ilişkileriyle değişkenlik gösterir yani bu süre daha uzun veya daha kısa geçebilir. Sağlıklı geçirilen her süre kendinden sonra gelecek sürenin ve dönemsel özelliklerinin kolay ve sancısız  geçirilmesinde önemli rol oynar.

Arkadan 10-13 yıl gibi sürecek 3. dönem olan ergenlik süreci gelecektir.

4)                6-7 yaş  döneminde çocukta psiko-sosyal olarak neler oluyor?

Sosyal benliğini keşfetme dönemidir,

–                  “Ben kimim?”

–                  Çevremdeki insanlar kimdir, benim onlarla mesafem nedir?

–                  Yaşadığı toplum içinde yerini alma kaygısı içindedir,

–                  Toplumun içinde sosyal bir varlık olabilme telaş dönemidir,

Kendine ve topluma yeterli bir insan olabilmesi için aileye sonrasında da okula çok önemli görevler düşmektedir. 2. Kriz döneminin başarıyla atlatılamaması durumunda uyum bozuklukları netleşecektir. Anne babanın ailenin dengeli tedbirleri ile bu dönemi de kolayca yaşamak olasıdır.

–                  Zihinsel gelişmelerin, psiko-motor gücün, bedensel gelişimin hızla yaşandığı dönemdir

–                  Ailenin biriciğiyken, merkezindeyken; okula başlamasıyla diğer arkadaşlarıyla eşit olduğunu keşfeder ve somut canlı dünyaya hükmedemeyeceğinin sancılı sarsıntılar yaşadığı dönemindedir. Ailenin dengeli yaklaşımı ile bu süre de atlatılabilir bir dönemdir.

–                  1.ve2. dönemlerinde ortak hareket karşı koyarak birey olduğunu ispatlayacaktır ki ailenin yaklaşımı her dönemde, çocukla karşılıklı konuşmak, dinlemek, anlamak, güvendiğini ve inandığını hissettirerek sabırlı davranmaktır.

–                  Her üç dönemde de ortak özellik;

Önemsenmeme,

Değerli olduğunun farkına varılmaması, sert çok katı davranış şiddetli bir aşağılık duygusu yaşamasına neden olacaktır ve daha da hırçınlaşacaktır.

Özenle ve dikkatle yaklaşılmazsa aşağıda belirtilen tablonun bir tanesinin dahi yaşanması “anne-baba beni dinle” sinyali için yeterli bir işarettir;

–                  Kendini ifade güçlüğü yaşayacak, diğer insanların yanında ve sınıf ortamında tutukluluk başlayacaktır.

–                  Bakışlar ürkekleşebilir, tikler oluşabilir,

–        Son derece normal konuşurken, kekeleyerek konuşmaya başlayabilirler ki bu evre de geçicidir. Telaşlanmayın, tutumlarınızı gözden geçirin

–                  Uyku, yemek, çalışma gibi düzenlerinde sorunlar yaşanabilir

–                  Sol elini kullanan çocuğa, durumunun olağan olduğu ki sınıf içinde alay konusu olduğu zaman, kekemelik, psiko-sosyal davranışlar ve konuşma güçlü yaşayacaktır. Yapılması gereken sol elinin de psiko-motor gücünü artırması yönünde destek verilmesidir. Aile olarak sağ beynin sol eli sağ beynin de sol elini desteklediğini bilmenizde, ayrıca yarar var. Yalnızca sağ elini de kullanması için hissettirmeden destekleyici davranışlarda bulunabilirsiniz.

İkinci bunalım dönemi de denilen 7 yaş süreci, çocukta acizlik duygusu- aşağılık kompleksi yaratabilir. Bu durumun ortalama 12 yaş civarında kendiliğinden yok olması beklenir ve 3. dönem dediğimiz ergen döneme girmeden sona ermesi gerekmektedir

5)               İkinci dönem 7 yaş dönemi çocuğuna yardım amaçlı desteklerde bulunmak için nelere dikkat edilmelidir?

1-               “Sevgi” en büyük en güçlü eğitim metodudur. Ruhsal gelişimin en büyük tedavisidir, fiziksel gelişimini de destekleyecek ve daha sağlıklı gelişimine sayısız katkılar sağlayacaktır. Ancak çocuk sayısı birden fazlaysa sevginin eşit dağıtılması, aksi tutumda daha fazla ilgi-sevgi gören çocuk bunu kullanabilir.

2-               Çocuğun başarısız ya da eksik görünen yönlerinin değil başarılı olduğu tarafının desteklenmesi yüreklendirilmesi kendine olan güveninin artmasını sağlayacaktır. Genellikle aileler, yanlış giden durumları tekrar ederek bu yönlerini başarısızlığını- yaramazlığını güçlendirdiğinin farkında değildirler. Oysa çocuk, bu süreçte acizlik dönemi çırpınışlarındadır.

3-               Dayak-şiddet gören çocuklardan mutlu-sevecen olması beklenemez. Dayak yiyen çocuklarda  arkadaşlarını ve ilerde eşini çocuğunu da döven bir yetişkin olma olasılığı yüksektir,

4-               Evde, çocuğa ait bir oda imkanı yoksa; ona ait bir köşe, özel bir dolap mutlaka olmalıdır.

5-               Bu dönem sosyal gerçeklerle yüzleştiği dönemdir, şayet aile içi çatışmalar sıklıkla yaşanıyorsa;  her şeyin çok mükemmel olmadığını, anne-babanın da yanlışlar yapabildiğini izler ve düşüncelerinde karışıklıklar yaşar. Aile içi çatışmaların yaşandığı bu süreç, henüz sosyal benliğini keşfetmek döneminde olduğu için çocukta travmaya kadar varabilecek durumlar görünebilir.  Bu durumda önerilecek davranış: öncelikle anne-babanın profesyonel destek alması yönünde olacaktır.

6-               Kendine ait bir savunma alnına ihtiyacı olduğundan, karşılaşılacak güçlükler şunlardır:

–                  Anne-babaya güveni sarsılmıştır,

–                  Ortamı gereği, bir hayli zedelenecek ve kendine- arkadaşlarına-çevreye ve topluma zarar verecek birey olarak yetişecektir.

–                  Bu durum kendinin de dışlanmasına sebep olacaktır.

–                  Bazen de içe kapanır, konuşmalarında sevmediği gerçekleri değil olmasını istediklerini söyleyecektir,

–                  Giderek yalanlara da başvuran bir kimlik geliştirecektir.

6)               İlköğretim Dönemi’nin Önemi: 6-12 yaş

1-               Okul hayatının ilk dönemi, derslerle ilk tanıştığı dönemdir.  Eğitim hayatı süresince kullanacağı ilk öğretileri,  derslere ait gerekli becerileri alması açısından son derce önemlidir.

2-               Anne- babadan sonra model aldığı kişi öğretmenidir.

3-               Sorumluluklarını yerine getirmeye alışma dönemidir. Yetişkinler tarafından beğenilmek isterler. Çalışmaları desteklenirse başarma duyguları da gelişecektir.

4-               Her çocuk biriciktir yetişkinlerin çocukların özellikleri yeterliliklerinden fazla beklentileri  onda  aşağılık duygusunu geliştirecek, güvenlerini yitirmelerine sebep olacaktır. Zedelenerek tüm yaşamlarını etki altında bırakacaktır.

5-               Olası sorun karşısında okul ve öğretmenle işbirliğine gidilmesi, alınan kararlarda birlikte hareket edilmesi sağlıklı iletişim kurulması çocuğun sosyal hayat içinde ve kimliğinin gelişimde önemli katkılar sağlayarak olumlu kalıcı davranış gelişim ve değişimini sağlayacak hedef davranışa işbirliği ile varılacaktır.

7)               Ergenlik Dönemi 12-18 yaş

1-               Hızlı bedensel büyümeyle birlikte, cinsiyetin olgunlaşma dönemi  yeni  ve değişken ruhsal özellikler görülecektir. Hormonel faaliyetlerin artması bedensel büyümenin yanında  duygularda yoğunluk  davranışları da etkileyecektir. Karamsarlık-sebepsiz ağlamalar- fikirlerde ani değişimler yaşanabilir.

2-               Tepkilerde hızlı inişler çıkışların yoğun olduğu dönem, öfke nöbetlerinin arttığı, dengesiz  davranışların sık yaşandığı, tüm bu değişimlere paralel derslere ilginin azaldığı dönem,

3-               Arkadaşlığın ön planda olduğu, grup arkadaşlığının en önemsendiği dönem

4-               Çevresine, ilgi göstermek yerine ilgi çekmenin arttığı dönem,

5-               Meslek seçimi sürecinin başladığı, bazen aileyle çatışma yaratmak için sadece muhalif olmak için kendisi istemediği halde ailenin istediğinin tam aksine yönelebilir. Bu gibi durumlarda, okuyacağı üniversite bölümü ile ilgili bir uzmanın desteğine ihtiyaç duyulabilir.

6-               Kimlik çatışması içinde kalabilir, çevresindeki rol model olarak alacağı kişiler önemlidir.

20-25 yaş arası, artık çocuk ve ergen dönemlerinin sona erdiği geleceğin sorumluluğunun alındığı, toplumdaki yerinin belirlendiği dönemdir.

ve elimde olsaydı çocuk eğitiminin adını ” sevgi” koyardım,  

“Çocuğumuzla paylaşımlarımız bir sanattır eserimizin ham maddesinin “ sevgi” olduğunu hatırdan çıkarmadan; 

Uzun  gibi görünen yolculuğunuzun her anının keyif dolu kaliteli yaşanır olması dileklerimle…

Perihan Yıllı, 2014 Nisan

Not- Bu bilgiler de özellikle 1.sınıf anne-baba hedef kitle olarak seçilmiş  ve kısa süreli de olsa  görev yaptığım ilkokul 1. Sınıf  ebeveynlerine hediye edilmiştir.


Bir damla da olsa ışık olabildiysem ne mutlu bana.

not-  farklı sitelerde kopyalama  kaynak belirtilerek yapılabilir,  teşekkür ediyorum.




2013-2014 öğretim yılında birlikte ilk önce sevgiyi paylaştığımız minik dostlarım- öğrencilerim-çocuklarım Perihan Öğretmeniz de sizleri çok ama çok seviyor…

Her biri ayrı bir dünya ve çok özel olan çocuklarımla kısa da olsa bir 6 aylık eğitim-öğretim hikayemizden kesitler,

Sınıf ortamı oldukça interaktif, çoklu zeka kuramını kısıtlı olanaklarım ölçüsünde uygulamaya çalıştığım bir derslik ortamı;

Öğrt.Perihan Yıllı ve öğrencileri-çocukları

http://www.youtube.com/watch?v=ueS2mfHt0pM&feature=youtu.be

5-7 Yaş Çocuklarıyla Uygulamalı Doğru Nefes Alma Teknikleri

“Öğretmen-Öğreten, isterse çok şeyi başarabilir ülkemin, doğruları,ilkeleri olan yetişmiş insan gücüne ihtiyacı var,  öğrenenler ise her yaş gurubu için geçerli bir kavramdır. Hayatın kendisi bir okul değil mi? Eğitim metanın dar kalıplarına hapsedilmeyecek kadar önemli bir misyondur yer, mekan ve koşullar ön planda olmadan,  insan isterse yapabilecek yaratabilecek potansiyele sahiptir”

Perihan Yıllı ile                                                                                                                 

  Pozitif ID     

 Kişisel Gelişimin Profesyonel Tasarımı  &

                içindeki sen ile keyif dolu yolculuğun sınırsız keşfi

                                                                           

fatih – fevzipaşa cd 27/3

http://pozitifid.com

http://pozitifid.blogspot.com

http:pozitifid.wordpress.com

http://pozitifid.wix.com/pozitifid/

pozitifid.kisiselgeişim@facebook.com

pozitifid@gmail.com

Tevfik Fikret ile insan ve yaşama dair

Tevfik Fikret, şair,yazar ,mimar, öğretmen, bir fikir bir düşünce adamı…  evinin projelerini kendisi çizmiş, Farsça “Yuva” anlamına gelen Aşiyan kelimesini de buraya isim olarak koymuştur

 

TEVFİK FİKRET’İN DRAMI – 2 (Haluk’un Bayramı, Haluk’un Defteri, Bir Lahza-i Taahhur)

 


Güzel huylu anlamına gelen Halûk; Tevfik Fikret’in, şahsında yarının aydın gençliğini sembolleştirdiği ve  bu amaçla yetiştirdiği oğludur. 

Tevfik Fikret’in, düşüncelerini bir uygulama sahası olarak gördüğü  Halûk, 14 Haziran 1895 tarihinde İstanbul’da doğdu. Şair çok sevdiği oğlu için şiirler yazıp, adını kitaplarına koydu. Halûk; Tevfik Fikret için ülkenin kalkınma sembolü, “karanlıkları boğacak ışık, gökten deha-yı nârı çalacak olan kahraman”dır.

Şair, “Ferda”(yarın) olarak gördüğü Halûk’u çok sevmektedir. Ondan ayrı kalma düşüncesine bile katlanamazken, 1898 yılında ilk  kez tutuklanır.  Bu tutuklama esnasında oğlunu çok özleyen şair,  yazdığı “Halûkçuğa” başlıklı şirini  şöyle bitirir:


”Sizi bir an tahattur etmeyecek

Hangi mel’un, o ben mi yavrucuğum?”(8)

 

Tevfik Fikret’in kişiliği, aşağı yukarı bir çeyrek asır süren edebî hayatında değişik aşamalar göstermiştir:

-A.Hamid, M.Naci ve R.Ekrem’in dönemlerinde Mehmet Tevfik imzası ile yazdığı iddiasız şiirler.

-C.Şehabettin, Hüseyin Siret’le  sivrildiği, edebiyatın okşayıcı rengi ve tatlı cazibesiyle yüklü Servet-i Fünun şairliği.

-Sanatının üçüncü döneminde N.Kemal’in etkisinde, aile ve toplum şairi olarak bütün şairlerimizin üstünde durmakta ve en yüksek değeri korumaktadır.

-Sanat hayatında dördüncü aşama vatan ve millet şairliğiyle açılır. Namık Kemal’in şiirlerinde sırtında kanlı bir kefen sürükleyen sevgili, Fikret’in dizelerinde; gözlerinde mavi güneşler gurub eden zümrüt bakışlı, inci şetaretli bir kız gibidir.

 

“Kudsî birer misâl-i vatandır… Vatan gayûr İnsanların omuzları üstünde yükselir.”

-İnsanların çektiği çile ve baskıların etkisiyle son döneminde hümanist bir anlayışa yönelir. Yerin ve göğün baskılarından kurtulmuş, yalnızca ilmin ve vicdanın kanunlarına bağlı yüksek bir insanlık hayali…

 

“Toprak vatanım, nev-i beşer milletim… İnsan

İnsan olur ancak bunu iz’anla inandım.”

 

Bugün bizler de bütün insanlığı severiz, ama onlardan da aynı ilgiyi bekleriz. Fakat  kutsal haklarımıza bir saldırı olursa, o zaman biz yurdu ve milleti her şeyin üstünde tutan ve özgürlüklerimiz için silah kuşanan eşsiz kahraman bir milletiz…

Halûk’u geleceğe henüz çok küçük yaşlarda hazırlamaya başlayan şair, O’na daha küçük yaşlarda “garipler ve yoksullar” için kendi zevklerinden feragat etme bilincini aşılar. “Haluk’un Bayramı”   şiirinde, güzel elbiseler giymiş oğluna, babasız çocukları hatırlatır ve elbiselerini onlara vermesini ister.

 

“Baban diyor ki: Meserret çocukların, yalnız
Çocukların payıdır! Ey güzel çocuk dinle;
Fakat sevincinle
Neler düşündürüyorsun, bilir misin?… Babasız,
Ümitsiz, ne kadar yavrucakların şimdi
Siyah-ı mâteme benzer terâney-î idi!
Çıkar o süsleri artık, sevindiğin yetişir;
Çıkar, biraz da şu öksüz giyinsin, eğlensin;
Biraz güzellensin
Şu rûy-ı zerd-i sefâlet… Evet, meserrettir
Çocukların payı; lâkin sevincinle
Sevinmiyor şu yetim, ağlıyor… Halûk dinle!”

 

 

Ve..O’nun dizeleri ile ; İnanç,vatan,bilim, barış,insan,

Bir yaratıcı güç var! ulu ve akpak,
Kutsal ve yüce; ona vicdanımla inandım.

Yeryüzü vatanım, insansoyu milletimdir benim,

Ancak böyle düşünenin insan olacağına inandım.Şeytan da biziz cin de, ne şeytan ne de melek var;
Dünya dönecek Cennete insanla, inandım.Yaradılışta evrim hep var, hep olmuş, hep olacak,
Ben buna Tevrat’la, İncil’le, Kuran’la inandım.

Tekmil insanlar kardeşi birbirinin… bir hayâl bu!
Olsun, ben o hayâle de bin canla inandım.

İnsan eti yenmez; “oh” dedim içimden, “ne iyi”,
Bir an için dedelerimi unuttum da, inandım.

Kan şiddeti besler, şiddet kanı; bu düşmanlık
Kan ateşidir; sönmeyecek kanla, inandım.

Elbet şu mezar hayatı zifiri karanlığın ardından
Aydınlık bir kıyamet günü gelecek, buna inandım.

Aklın, o büyük sihirbazın, hüneri önünde
Yok olacak, gerçek dışı ne varsa, inandım.

Karanlıklar sönecek, yanacak hakkın ışığı,
Patlayan bir volkan gibi bir anda, inandım.

Kollar ve boyunlar çözülüp, bağlanacak bir bir
Yumruklar şangırdayan zincirlerle, inandım.

Bir gün yapacak fen şu kara toprağı altın,
Bilim gücüyle olacak ne olacaksa… inandım.

Tevfik FİKRET

 alıntı

perihan yıllı ile

Pozitif ID   

Kişisel Gelişimin Profesyonel Tasarımı 

  

Tasarımı 

pozitivist felsefe ve egitim alanına yansımaları

Son yüzyılda özellikle pozitivist ve metafizik (doğa ötesi) kuramlar arası çatışmalar hız kazanmıştır…Pozitivizm; araştırmaları olgulara dayandıran,
metafiziği reddeden, en güvenilir bilginin deneyler yoluyla elde edinilebileceğini savunan bir felsefe öğretisi bir akımıdır.

« Otantik bilgiler dışındaki hiçbir veri bilgi değildir, gerçek olan, gerçeğe veya aslına dayanan, orijinal bilgileri savunur» 19. yüzyılın ortasında Auguste Comte
tarafından geliştirilen 3. Yüzyıl Latin düşünürü
Sextus Empiricus’a değin uzanan bir felsefe, bir bilgi yöntemidir.
Türk milli eğitim sistemi’nde
Pozitivizmin doğuşu 2. Meşrutiyet Dönemi
Servet-i Fünun hareketi ile başlar.
Cumhuriyet dönemimizdeki fikir hayatını etkileyen
en önemli felsefî akım pozitivizmdir.
Perihan Yıllı ile
Pozitif ID Kişisel Gelişim

 

İnsanların Geleceklerine dokunuyoruz

 

İnsanların geleceklerine dokunuyoruz

 

Nefes farkındalığı ve nlp teknikleri  ile sağlıklı  beden sağlıklı zihin ile kaliteli yaşamaya merhaba!

 

Sağlığınızı ,özgüveninizi ,kariyerinizi, ilişkilerinizi geliştirmek için özellikle de mutlu yaşayan birey olmanız için kişiye özgün  amaçların belirlenmesi gerekir.
Hayatınızı yönetmek kendi elinizde biçimlendirmek ; amacınız doğrultusunda hızlı adım atmak için gereken motivasyonu ve geniş bakış açısını nasıl kazanabilirsiniz?

Öncelikli davranışımız ; değerlerin tespiti ile başlamak  olacaktır.

Çünkü,Sizin  belirlenen hedeflere ulaşmanızı başarılı  olmanızı istiyoruz.

Bunu başaracak kişi sizsiniz..

 

Düşünün , işlenmemiş bir şelale neticede bir sudur onu elektrik enerjisine dönüştürerek insanlığın kullanımına sunmak fizik ve mühendislik işidir..

 Sizin enerjinizi bir form dahilinde biçimlendirerek sizi yaşamak istediğiniz model insana dönüştürmek   bu keyifli yolculuğu sizinle paylaşmak hedefe ulaşmak başarmanın en” özel “süreci olacaktır ..

 

“Benzer davranışlarda bulunarak farklı sonuçları beklemek  yerinde saymanın ötesinde geriye götürme eylemsizliğidir.. Hedefe ulaşmak ise danışmanınızla hareket limitlerinizi eyleme dökme sürecini kapsar”.

 

Bildiğimiz  ya da bilmediğimiz pek çok nedenlerimizden dolayı içinden çıkamadığımız zamanlar vardır . Bu anlarımız da çoklukla  geleceğimizi etkileyecek kararları alma noktasıdır.

 

Kişisel, işsel ,özel, sosyal ,aile içi bizi son derece rahatsız eden ve olumlu ilerlememizi engelleyen tutan bir şeyler vardır..

İşte o  bildiğiniz ama içinden bir türlü çıkamadığınışeylerden arınmanın rahatlığını yaşamak çok yakın

Kimimiz öğrenci kimimiz diplomalı işsiz olup bizi keşfedecek birilerini bekler dururuz  ya da  yaptığı işten mutsuz olup ürünlerinizi beklentilerinizin altında alıyorsunuzdur ..Veya iş yaşantımız sosyal yaşantımız son derece olumlu fakat  aile içi huzursuzluklarımız vardır

Hangimiz böylesi anları yaşamadık ki..işte tam bu arada gerçek anlamda bize yol gösterecek bir danışman ararız ya en yakın arkadaşımız ile ya da düşüncelerine güvendiğimiz birine ihtiyaç duyarız.

Günümüzde , bireye  kendini  tanıma fırsatını yaratacak bir profesyonel desteğe ihtiyaç kaçınılmazdır

İşte bu keskin sınırlarda   can simidi olacak profesyonel  bir danışman ile işbirliği  zorunluluktur.

 

 

Öğrencisiniz ,sınav  hazırlığı bir handikap gibidir bir yandan dershaneye yetişme bir yandan okul programı diğer yanda  yaşın verdiği doğal psiko-biyolojik süreç içinden çıkılmaz nedenlere sürükler


İşinden başını kaldıramamaktan, yakınlarına ve kendine vakit ayıramamaktan yakınan ya da hayatta ne yapmak ve ne olmak istedikleri konusunda belirsizlik yaşayan kişilerin yaşamlarını dengelemek sorunların farkına vararak çözümlere birlikte ulaşmak .. Bunun sonucunda bireyler, yaşam kalitelerini artırmak için ulaşmak istedikleri hedefleri ve bunun için hangi becerilere ihtiyaç duydukları belirleyerek, hazırlanan eylem planı statik yaşamayı başarırlar.

Bütün bunlar NLP nin içeriği  ve Nefes Farkındalık koçluk çalışmalarıyla  birebir uygulanabilir özellikleri kapsama alanına alır;  koçluk da kolay ve pratik teknikler gerektirir .

 

 “Nefes Farkındalık Çalışmaları “ve  “NLP”   tekniklerinin sunduğu  sayısız fırsatlar bu ihtiyacı fazlasıyla karşılayacaktır .

Sizi yönlendirmek ya da sorularınıza yanıt vermek yerine, sorular sorarak sizin yanıtları bulmanıza yardımcı olarak , yaşamdan ne istediğinizi ve önceliklerinizi belirlemenize, hedefler koymanıza ve bunlara nasıl ulaşacağınızı görmenize yardımcı oluyoruz. 

Bunu yaparken çözüme odaklı bir biçimde çalışırak ve geçmişe ait fazlalıklarınızdan sizin ilerlemenizi engelleyen sorunlardan arınma çalışmaları yapıyoruz.

Koçluk ,hedefe varmak için keyifle yapılan yolculuktur.

 

  Kişisel Gelişimin Profesyonel Tasarımı & Pozitif ID