Arşivler

ALAN, İlişkilerde Mesafeniz Kaç Santimetre?

Klinik Psik.  Doktora Öğr. Perihan Yıllı

/ http://pozitifid.com/ 

İlişkilerimizin denge içinde olması, hepimizin arzu ettiği bir durumdur. Bazen öyle durumlar yaşarız ki, şaşırırız ! Keşkeler içinde ” şöyle yapsaydım ya da yapsaydı!” türünden kendimizle konuşur dururuz. Oysa bu iç konuşmaların sonucu etkilemeyeceğinin de farkında olarak. Gerek özel, gerek sosyal ve gerekse iş yaşamımızda mesafelerin nümerik değerlerini bilerek hareket edebilirsek, sanıyorum birçok alanda ciddi anlamda kendimizi de ilişkilerimizi de koruma altına almış olacağız.

ALAN ( Space)
Alan, genellikle kişilerin göremediği ancak hissettiği çizgilerdir.  Kişiler bu alana ihtiyaç duyar, bulunduğu her ortamda korumaya ve diğer kişilere hatırlatmaya çalışır. Bu alanın merkezinde kendisi olup sınırları ve çapları kişinin içinde bulunduğu kültürel coğrafyaya göre de farklılıklar gösterir. Kişi bu alan sayesinde çevresinde bulunan kişilere mesajlar iletmektedir.

Edward T Hall bir araştırma gerçekleştiriyor. Araştırma sonucunda kişilerin etrafında bulunan alanları, aralarındaki mesafeyi anlatmak için de İngilizce de “ proximity” yakınlık tanımlamasını kullanmıştır. Bu sınıflandırmaya göre, yakınlık  dört grupta değerlendirilmektedir.

  1. Mahrem Alan- 25 cm: Kişisel psikolojik korunma sınırı. Kişilerin ancak çok yakınlarıyla paylaştıkları; 0-25 cm yakınlık içinde duygusal ilişkide olduğu kişileri kabul ettikleri  alan.

İlk 15 cm: Çok özel konuların konuşulduğu,

15-35 cm: Gizli konular, tabular, mahremiyet olarak nitelenen özel durumların paylaşıldığı alan. Bu bölgeye az sayıda arkadaş, sevgili ve eş kabul edilmektedir. Kişilerin temas alanıdır; iki sevgilinin, ebeveyn ve çocukların birbirlerine sarılmaları, öpmelerinin doğal karşılandığı alan.

  1. Kişisel Alan (25-100 cm): Saygı ve sevginin korunma ilkesine dayanan, samimiyet alanı. Sosyal ortam içinde birbirini yakından tanıyan, iş arkadaşlığında samimi olan insanlar birbirleriyle bu mesafe içinde ilişkilerini sürdürürler.

Kişisel alanda kişilerin egemenlik altında tutmak istedikleri ve kendileri için bir hareket alanı bıraktıkları görülür.

35-60 cm,  çok yakın ilişkiler.

60-80 cm, uzak kişisel alan olup arkadaşları kapsamaktadır.

  1. Sosyal Alan (1-2,5m ): Toplumsal roller, statü gibi içinde bulunulan ortama göre konumlandırma, sınırların belirlenmesi.

Yakın sosyal alan, 80-140 cm’ dir, iş görüşmeleri ile sosyal görüşmeler için uygundur.

Uzak sosyal alan, 1,5- 2 m. Arasındadır ve iş yeri toplantıları için idealdir.

  1. Genel Alan: 2,5-5 m arasıdır ve birbirlerini hiç tanımayan insanların bulunduğu genellikle açık alandır ve kişiler bu mesafeyi yabancılık  sınırlarına göre belirler.

Gün içi ilişkilerde gerek sosyal gerek özel ve gerekse dış toplum içinde kişiler belirledikleri alanlarını ihlal edilmesinden rahatsızlık duyabilmekteler. Sınırlarını hatırlatmak içi bedensel-jestlerle, sözsüz mimiklerle veya nesnelerden yararlanarak ifade etmektedirler. Bu durumda ilk tepki kişinin mesafeyi açması, uzaklaşarak ayarlaması gerekir.
Yine kişiler kendilerine aitlikleri de çeşitli şekillerde ifade ederler, örneğin eşi olduğunu belli etmek için yakasını, saçını, kravatını düzeltme, alyans takma gibi yakınlık düzeylerini ifade ederler.

Kitap isteme adresleri:

http://www.dr.com.tr/Kitap/Bir-Yudum-Nefes/Perihan-Yilli/Egitim-Basvuru/Saglik/Geleneksel-Saglik-Yontemleri/urunno=0000000645484

http://www.idefix.com/kitap/bir-yudum-nefes-perihan-yilli/tanim.asp?sid=F5YED7MU7Y2NYBSANE4M

http://vatankitap.gazetevatan.com/kitaplar/bir_yudum_nefes/2/152755

http://pozitifid.blogspot.com.tr/2015/06/alan-iliskilerde-mesafeniz-kac.html

#Biryudumnefes    almak hepimizin ihtiyacı                     /(S: 35 alıntı) Ciltte doğal botoks etkisi Daha genç görünmek ve daha sağlıklı organlara sahip olabilmek mi? Kim istemez ki! Düzenli olarak nefes teknikleriyle çalışanlar hiç çalışmayanlara göre biyolojik olarak 5-12 yaş arasında daha genç kalabilmektedir. Vücudumuzdaki toksik maddelerin % 70’inin dışarı atılmasıyla detoksifikasyon (organizmanın kendisine zarar veren zehirli maddelerden arınması) yapılanması hızlanacaktır. Fiziksel bedenimizdeki tüm organlarda hücre yenilenme hızı artacak, dolayısıyla yaşlanma süresi yavaşlayarak ciltte yenilenme adeta botoks etkisi yaratacaktır. Yaşlanma, olağan ve kaçınılmaz bir süreçtir. Yerçekimi, dengesiz- yanlış beslenme, hava kirliliği, güneş gibi dış etmenler ile menopoz, stres gibi biyokimyasal kritik süreçler, hücre düzeyinde serbest radikallerin üretimini hızlandırarak ciltteki kırışıklıkları arttırmaktadır. Ayrıca yüz ifadelerimiz, konuşma ve gülme anlarımızdaki mimiklerimiz, cilt altındaki küçük kasların kasılma – gevşemeleri ile dinamikleşmiş kalıcı kırışıklarımızı oluşturmaktadır. Süreklilik arz eden nefes egzersizleriyle ve özellikle derin nefes çalışmaları sayesinde oksijenle beslenen kas hücrelerimiz, kanla beslenecek ve kırışıklıklar büyük ölçüde önlenerek gerileyecektir. 

Reklamlar

Yüksek Ateş ve Isıyla Kanser Tedavisi

Klinik Psik. Doktora Öğr. Perihan Yıllı

 http://pozitifid.com/

http://pozitifid.wix.com/pozitifid#!about/cipy

her şey sende ve doğada gizli…

Nobel Ödüllü Alman Onkoloji Profösörü Otto Wargburg’ un “ yanlış nefes kullanımı ile oksijensiz kalan hücrelerin anaerobik solunum ile beslenmesi sonucu kanser hücrelerinin  yaşamsal faaliyetlerini sürdürdüğü”  tıp literatüründe devrim niteliği taşıyan önemli bir laboratuvar çalışmasıdır. Uygulaması son derece kolay olan “Teknik Nefes Çalışmalarının” insan sağlığına hizmet etmesi , nefes çalışmalarının kabul görmesi açısından oldukça  önemlidir BirYudumNefes.

Yine çok önemli bir uygulama  Yüksek Ateş ve Isıyla Kanser Tedavisi Almanya’dan insanlığa sunulan yine doğal ve yan etkisiz olması sebebiyle önemli bir gelişme olarak tıp tarihinde yerini alması ve hızla uygulanması gereken bir çalışmadır.

Alman doktor Robert Gorter, 1976 yılında tıp fakültesini yeni bitirdiği günlerde kansere yakalandı. Kendisine aşama 4 testiküler kanser tanısı kondu. Hocalarının dediğine göre üç aylık ömrü vardı. Ama o buna inanmadı. Kemoterapi ve radyoterapi gibi geleneksel tedavi yöntemlerine de inanmıyordu. Bir doktor olarak ateşin bağışıklık sistemini güçlendiren bir etkisi olduğunu biliyordu.

Zira o sebepten hastalanınca ateşimiz yükselmiyor muydu?

Kararını verdi. Ateşini bilinçli olarak yükselterek ve bağışıklık sistemini kamçılamasıyla bilinen ökse otu ekstresini kendi kanına şırınga ederek bir tedavi uygulayacaktı.

Umutsuzluk nedir bilmemesi ve pozitif  düşünme yöntemlerinin de katkısıyla kanseri bir yıldan az bir sürede yendi. Sonra hayatını bu tekniği bütün kanser hastalarına uygulamaya adadı. Yaklaşık 30 yıldır, kurucusu olduğu Köln Tıp Merkezi’nde ateş yani hipertermi tedavisiyle, en ağır kanser vakalarına umut olan Dr. Gorter tedavi yöntemi;

Tedavi yönteminin mantığı neye dayanıyor?

Tıbben şunu biliyoruz ki, vücut ateşlenmeye başladığında bağışıklık savunma ordusunun tümü faal hale geçer. Hafif bir ateş dahi vücutta aktif bir şekilde dolaşan bağışıklık hücresi sayısını iki katına çıkartır.

Ama biz tam tersine ateşlenmeyi kötü olarak biliyoruz ve hep ateşimizi düşürmeye çalışırız hastalandığımızda…

Tam tersidir gerçek. Yeni doğan bir çocuk hayatının ilk yılında ortalama yedi viral enfeksiyon geçirir ve çocukluğu süresince de ateşlenmeye sebep olan diğer hastalıklara yakalanır. Bu ateş evreleri, onu gelecekte karşılaşacağı kanser gibi hastalıklardan koruyacak olan bağışıklık sisteminin gelişimini başlatır.

Öyleyse kanser hastalarının sağlıklı insanlara kıyasla bir ateşlenme problemi mi oluyor genellikle?

Kansere yakalanan hastaların ateşlenemediklerini görürüz. Son birkaç yıldır sık sık üşüdüklerini, el ve ayaklarının buz kestiğini söylerler.

Kanser hastaları teşhisten önce başka ne tür belirtiler gösteriyorlar?

Kanser hastaları genelde hiç hastalanmadıklarını dile getirirler. Bu hastaların iç sıcaklıkları sağlıklı insanlarınkinden ortalama 0.5 derece daha düşüktür. Hastalar kısa boğaz ağrıları çekebildiklerini, soğuk algınlığı yaşayabildiklerini ancak buna hiçbir zaman ateşin eşlik etmediğini söylerler. Ayrıca ateşlenecek bile olsalar hemen aspirin, tylenol ya da antibiyotik kullanırlar. Bu ilaçlar da ateşi baskılayarak, ateşlenme sisteminin kalıcı olarak bozulmasına yol açar.

Normal iç ısımız ne olmalı ve kanser hastalarında bu nasıldır?

Tüm kanser hastalarında iç sıcaklık 36.4 derecedir ki bu sağlıklı insanlarınkinden 0.5 derece daha düşüktür.

38.8 DERECENİN SIRRI 

  1. Vücut ısısı 38.5 dereceye ulaşınca, bağışıklık sistemi alarm durumuna geçer.
  2. Bu sıcaklıkta, kandaki bağışıklık kimyasalları altı saatte iki katına çıkar.
  3. Kanser hastalarındaki bağışıklık sistemini tekrar harekete geçirmek için, tüm beden hipertermisi uyguluyoruz. Yani tüm bedeni 39 hatta bazı durumlarda 40 dereceye kadar ısıtıyoruz.
  4. Kanserli bölgeye lokal sıcak uygulaması da uyguluyoruz ki bu da 42 derecelik ısı ile yapılıyor. Bu durumda kanser hücreleri öldüğü gibi etraflarındaki sağlıklı hücreler hiçbir zarar görmezler.
  5. Isıtmayı infrared lambalarla yapıyoruz. Bugüne kadar yapılan araştırmalar kanser hücrelerinin 38.8 derecede ölmeye başladıklarını ve 42 derecede neredeyse tüm kanser hücrelerinin yok edildiğini göstermiştir.

Gençliğinizde siz nasıl ısıtmıştınız bedeninizi?

Ben haftada iki gün 42 derecelik sıcak suyun bulunduğu bir küvete giriyordum.

Sadece ateş yaratarak tüm hastalıkları tedavi edebilirdim” demiş Yunan doktor Parmenides milattan önce 500’lerde… Ateş ve sıcak terapisi antik çağlardan beri bilinir. Türklerin  Hamam kültürü, Romalıların sıcak sülfür banyoları, Fin hamamları, Avrupa ve Amerika SPA uygulamaları, Japon jakuzileri, Kızılderili terleme çadırları ve dünya çapındaki terapi amaçlı kullanılan sıcak su kaynakları bunun bir göstergesidir. Isıtma haricinde kanıma ökse otu ekstresi şırınga ediyordum ki bu bitki bağışıklık sistemini güçlendiren çok önemli bir bitkidir. Günümüzde de Almanya, İsviçre, Avusturya ve Orta Avrupa’daki kanser hastalarının yaklaşık yüzde 70’i ökse otunu kullanır.

YAN ETKİSİ YOK

Peki kemoterapi ya da radyoterapi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Belki farkında değiliz ama hepimizin kanında daima kanser hücreleri dolaşıyor ve bağışıklık sisteminiz sürekli olarak onları yakalayıp öldürüyor. Kemoterapi ve radyoterapi ise bağışıklık sistemini güçsüz bırakıyor ve hastayı bitkinleştirip daha da hasta ediyor. Benim yöntemim yan etkisiz bir tedavi yöntemi ve diğer tedavi yöntemleriyle bir arada kullanılabilir.

Bir de aşılama yöntemi kullanıyorsunuz hastanenizde, o nedir?

Evet, hastanın kanından bağışıklık sistemini harekete geçirme özelliği olan dendritik hücreleri alıp çoğaltarak geri enjekte ediyoruz.

Ateşlenmek kanseri nasıl yeniyor, biraz da mantığını anlatır mısınız?

Kanser hücresinin bağışıklık sisteminden saklanmak yani kendisini perdelemek, dolayısıyla da yakalanmaktan kurtulmak gibi bir becerisi de vardır. Tüm beden ateş terapisi ve lokal hipertermi bu perdeleme mekanizmasını engeller. Sıcaklıktaki her bir derecelik artış, laktik asit üretimini kanser hücresinin boğulmasına yetecek kadar arttırır. Kanser hücreleri tüm enerjilerini ortaya koyarak kendilerini bekleyen ölümle savaşmayı deneyecekler, dolayısıyla da kaçıp kurtulma mekanizmasını indireceklerdir. Kanser hücreleri kaçış mekanizmalarını indirdiklerinde, çıplak kanser hücrelerini artık çok daha kolay gören dendritik hücreler tarafından rahatça saptanırlar ve bağışıklık sistemi ajanlarınca öldürülürler.

Düzenli Uyku Önemli!

Kanserin sizce en önemli nedeni nedir?

Pek çok neden bir araya geliyor ancak bence vücut ritmi çok önemli. Kanser hastaları son birkaç yıldır düzenli uyku uyuyamadıklarını söylerler. Hemşire veya fabrika işçisi gibi vardiyalı çalışanlar ya da sık sık uzun mesafe uçup saat farkını yaşayanlar veya düzensiz uyku alışkanlıklarına sahip olanların kanser oranları daha yüksektir.

Kitap isteme adresleri:

http://www.dr.com.tr/Kitap/Bir-Yudum-Nefes/Perihan-Yilli/Egitim-Basvuru/Saglik/Geleneksel-Saglik-Yontemleri/urunno=0000000645484

http://www.idefix.com/kitap/bir-yudum-nefes-perihan-yilli/tanim.asp?sid=F5YED7MU7Y2NYBSANE4M

http://vatankitap.gazetevatan.com/kitaplar/bir_yudum_nefes/2/152755

The four basic components of The Gerson Therapy

“Bir Yudum Nefes” Perihan Yıllı

Tüm terapi tekniklerinin ortak amacı, “insanın kendine ulaşması” dır.

Örneğin, ” bilişsel davranışçı terapi /cognitive-behavioral therapy” son yılların en popüler                      terapi tekniklerindendir.

İnsan duygu ve davranışlarının düşüncelerden kaynaklandığını, düşünceler değiştiğinde, duygu ve davranışlarda da değişim yaşanacağını savunmaktadır. Terapide otomatikleşmiş düşünceler, sanrılar, inançlar üzerinde çalışılmaktadır. Sorun çözmeye odaklı bir teknik olup, kişi aynı zamanda daha sonra da kullanacağı beceriler öğrenmektedir.                                 Psikopatolojinin en kabul gören tekniklerindendir.

İşte teknik nefesler ile kişi çok kısa sürede, zahmetsizce biyolojik ve ruhsal sayısız semptomların çözümüne yanıt bulabilecektir ya da olası durumlara önleyici olabilmektedir. Herhangi bir kimyasal ilaç gibi sayısız yan etkilere maruz kalmadan.
Nefes ve nefes tekniklerinin ciddiyetini iki önemli isim çok iyi özetlemektedir;

Bir nefes seansı bir yıllık psikoterapiye eşdeğerdir.  Psik. Dr. Henry Rohberg (ABD)

Kanserin en önemli sebebi yanlış nefes kullanımı ve oksijensiz kalan hücrelerin anaerobik solunum ile beslenmesidir”  Alman Onkoloji Bölüm Bşk. Prof. Otto Wargburg               

Bir Yudum Nefes

    yaşamın ve yaşam anlayışının anahtarı 

İÇİNDEKİLER
BAŞLARKEN / 9

Şimdiye odaklanmak / 13

Düşüncelerin güçlü enerjileri / 16

“Kendimizle iletişimimiz için düşüncelerimizi ve

duygularımızı akort etmeliyiz.” / 18

“Hayatımızı oluşturan her şey,

düşüncenin sürekli değişen ürünleridir…” / 20

“Başımıza her ne gelirse gelsin bizim tercihlerimizden,

bizim seçimlerimizden…” / 23

Mutluluğu öğrenebileceğimizi biliyor muyuz? / 26

İçinizdeki şifacıyı keşfetmelisiniz! / 28

Neden mi nefes? / 32

Tedirginlik mi hissettiniz? / 34

Ciltte doğal botoks etkisi / 35

Kendi kendinizi teşhis etmek ister misiniz? / 37

Nefesinizi doğru kullanmakta kararlı mısınız? / 39

Diyafram nedir? / 40

Solunuma eşlik eden kasların ve

organların farkında olmak! / 42

Hareket noktamız,

nasıl yaşadığımızın “farkında olmak!” / 47

Sınır tanımayan etkileriyle nefes / 49

Beyin dalgalarından yararlanacağımızın

farkında olmak! / 54

Biraz özen göstererek, önlenemez denilen hastalıkları

önleyebileceğimizin farkında mıyız? / 65

Teknikleri uygularken sıklıkla ellerimizi kullanıyoruz.

Nedenini biliyor musunuz? / 66

Acının geçmesi için self healing

(kendini iyileştirme) / 68

Fiziksel ve psikolojik sayısız hastalık… / 70

Çalışmalarda ilerleme kaydettikçe,

nelere sahip olacağınızın farkında mısınız? / 71

Kilolarla probleminiz mi var? / 74

Bizi yöneten güçlü kontrollerin farkında mıyız? / 77

“Bütünün parçalarıyız ve

her birimiz birer enerjiyiz…” / 83

“Bizim hakkımızda karar veren

baskın güçler nelerdir?” / 86

“Bilinç dışımızda herhangi bir bilgi kaydı olmadığının

farkında mıyız?” / 92

İnançlarımız nelerdir? / 94

Bilinçaltımızın kendine özgü kurallı süreçleri vardır / 95

Kendimizi çok kısa dokunuşlarla da olsa

adım adım tanımaya ve anlamaya devam ediyoruz… / 102

Zaafların bilinmesi, işte kendini tanımak,

bu noktada gerçekten çok önemli… / 106

Sürü davranışı / 108

Düşüncelerimi seçebilir miyim? / 111

Bilinç / 114

Sağ-Sol Beyin Teorisi bir efsane mi? / 116

Her iki beyin senkronize edilmeli / 119

Yer aktivasyonlarıyla güçlü diyafram ve

abdominal nefes egzersizleri,(görsel anlatımlı) / 137

Niçin köpek nefesini teknik olarak uyguluyoruz? / 143

Yatıştırıcı ve acil enerjiye ihtiyacınız mı var? / 146

Bilinçaltımızla oynuyoruz! / 153

Neden yaşlanıyoruz? / 161

“Zihin ve beden aynı sistemin parçasıdır…” / 163

Nefes tıbbın temelidir / 165

Zihninizi yeniden programlayabileceğinizi

biliyor musunuz? / 169

Konsantrasyonumuz neye göre oluşuyor? / 174

Ters Kare Yasası… / 177

Kurban psikozundan kurtuluyoruz… / 181

Üyesi olduğumuz evren boşlukları hiç sevmiyor! / 191

Çareler sınırsızdır ve olasılıklar sürekli mevcuttur / 193

Derin acı veren aşklara dikkat! / 195

Timüs bezimizi yeniden canlandırarak aktifleştirebiliriz / 203
Hamilelerle nefes egzersizleri / 209

Çocuklarda nefes egzersizleri / 239
KAYNAKLAR / 253

Başlarken

“ Yaşam iksirimiz  Nefes …

İçinden geçtiğimiz yüzyılda kişiler arası farklılıklarda, “medeniyet ve kültürlerin” esas alındığı görüşler hız kazanmaktadır. Ülkeler arasında yaşanan çatışmalı kültürlerde dengeler enteresan şekilde revizyona uğramaktadır. Birçok makale insanlığın, “Batının röletif para akışlı sermaye etki alanı, “Asya’nın ve Uzak Doğu’nun insanca yaşam, merhamet gibi duygularının ön planda tutulduğu” anlayışa ve kültüre dönüş sürecinde olduğunu iddia etmektedir. Modernleşme, batıyı örnek alma modeliyle işlemeyerek farklı bir boyutta yönlenmektedir. Günümüz modernizm anlayışında insanlar, yaşamlarının içini körü körüne batılı toplumları taklitle doldurmamaktadır. Aslında modernize ihtiyaçlara paralel işleyerek ilk insandan bu yana süregelen evrensel bir olaydır.

Günümüz insanı üreten bir makine gibi yaşamanın yıkıcı yönünü sorguluyor ve özel alanının içini doldurma arayışlarında.

Nasıl daha huzurlu, mutlu olabilir arayışlarına bir çıkış arıyor.

Çok uzağa gitmeye gerek yok, son beş yıl öncesine kadar şirketler çalışanlarına satış gücünü artıracak teknikler sunarken bugün ise nasıl daha mutlu olabiliriz sorularına yanıt arayan eğitimlere odaklanır oldu. Zihinsel ve fiziksel faaliyetler insanın varoluşunun özüne uygun gerçekleşmesi, mutlu ve üretebilen yaşamın birinci basamağıdır.

İnsanlar artık çamaşır yıkar gibi içlerini arındırma arayışındalar ve kişisel gelişim devasa bir sektör haline geldi. Yeni bir öğretinin adını duymadığımız gün artık hemen hemen yok gibi.

Teknolojinin itici gücü sayesinde kelebek etkisi yaratarak toplum ve uygarlıkların kendi kendine örgütlenebilmeleri, bugün dünyanın herhangi bir coğrafyasında kabul edilen bir felsefi görüşün çok farklı bir coğrafyadaki yaşam biçimlerine ışık hızı ile yansıdığına şahit olabilmekte ve herhangi bir gruba ait ritüellerin çok farklı kültürleri etkisi altında tutarak, bir yaşam biçimi olduğunu görebilmekteyiz.

Şaşırıyoruz Değil mi?

Dünün ötelenen ekollerinin geniş katılımcılarla kabul görmesi ile New Age hareketi içinde birçok sistemleri ortaya çıkardı. Yeni kavramlar, yeni düşünceler, yeni hareketler dünya gündemini günlük olarak değiştirebiliyor. Adeta bir veri sağanağı… Kişisel gelişim alanında sayısız teknikler, kişilerin öğretilere kattığı anlamlarla vücut bulan çalışmalar… Eğer kişi bu tekniklerle kendinde değişimler yaşayarak bedensel ruhsal olarak faydalanabiliyorsa, tüm psikoterapi tekniklerinin temel amacı da insanın kendine ulaşabilmesi değil midir?

Kendine ulaşabilen insan; başkalarına da ulaşabilen, empati yapabilen ve birey olabilmeyi başarabilen, kendini bilen mutlu bir birey demektir.

Sadece “ben” demeden “biz” diyebilmeye ulaşabiliyorsa; mutluluk, huzur, sevgi evrenseldir ve bulaşıcıdır…   Çünkü yaşam kalitesi akıl, beden ve ruhun bir bütün olarak hareket edebilmesine bağlıdır. Bunda da nefesin çok önemli bir rolü bulunmaktadır.

Örneğin, Harvard Üniversitesi Tıp Okulu “Zihin ve beden sağlığı için derin bir nefes alın” sloganıyla nefes teknikleri çalışmalarına ciddi önem vermektedir. Yine 2. Dünya Savaşı askerlerinin yaşam ve ölüm arasındaki o hassas süreci inceleyen ve nefes teknikleri ile panik atak, anksiyete gibi bir çok hastalığa yakalanmış sayısız insanı hayata döndüren Rus bilim adamı Buteyko’ nun çalışmalarının sonucu olarak “ Nefes tekniklerinin uygulanması doğal yolla bir çeşit hücre temizliğidir” diyebilmesi bunu desteklemektedir.

“Benötesi” psikolojinin kurucusu Psikiyatrist Stan Grof neredeyse yaşamının elli yılını binlerce vaka çalışma ve araştırmalarına vermiştir. Özellikle de holotropik nefes tekniği ile sayısız psikiyatrik vakada yüzde yüzlere ulaşan tedavi sonuçları şaşırtıcı olmasa gerek.

Düşüncelerimiz ve nefesimizin bedenimizden daha dayanıklı, daha muktedir olduğunu ve hayatımızı yeniden yapılandıracak kadar etkin olduğunun bilincinde olmalıyız.

Nefes teknikleri; belirli amaçlarla, bilinçli ve sistematik bir şekilde yapılan özel nefes egzersizleri için verilen genel bir terimdir. Nefes teknikleri, şifa verici ve zihin açıcı olarak da kullanılmaktadır. Fizyolojik sistemden, sinir sitemine kadar kanıtlanmış sayısız şifa etkisi bulunmaktadır

Yaşam enerjisi olarak adlandırdığımız “nefes” tüm kültürlerde farklı kelimelerle yer alır. Çinlilerde “Chi” (ki), Hintlilerde “Prana”, Avrupa ya da Amerika’da “ışık bio enerji / kozmik enerji”, Tasavvufta ise Arapça Nefs’ ten gelen “Nefes” olarak geçer.

Oldukça derinliği olan ve günümüz tıbbının da ilgisini çekmeye devam eden özel bir konudur. Düzenli yapılan nefes tekniklerinin sonuçları günümüzde fonksiyonel beyin, artık MR teknikleriyle haritalanmaktadır.

Nefes teknikleri ile fizyolojik yapımıza müdahale edebiliyor, tüm sistemleri dengeleyebiliyor; fiziksel, psikolojik ve ruhsal bütünlüğe ulaşabiliyoruz. Nefes bilimle iç içe giden böylesi bir  “Yaşam iksirimiz ‘ dir.

Ve “Bir nefes aldım hayatım değişti” diyebilecek kadar gücü sırrında saklı, siz onu kontrol etme dışında hiçbir şey yapmadan o sizi sihirli gücüyle arındırarak, hayatınıza dokunacak kadar güçlü hiçbir yan etkisi bulunmayan doğal bir ilaç…

Klinik Psik. Doktora Öğrn. Perihan Yıllı

İstanbul, Mayıs 2015

Herşey sende ve doğada gizli, 
Şifa ve sevgiyle …

Stres Vücutta İltihabı artırmaktadır

Klinik Psik. Doktora Öğrnc. Perihan Yıllı

Stres  ruhsal ve biyolojik olarak birçok hastalığa sebep olabilmektedir. Adeta çağımızın vebası konumundadır diyebiliriz. son araştırmalar gösteriyor ki stres “vücutta iltihap sebebi de” olabilmektedir.

İşte, stres deyip geçmememiz için önemsememiz gereken bilgiler ve nefes tekniklerinin önemini bir kez daha vurgulayan çalışmalardan sadece bir örnek;

  1. Stres vücutta  iltihabı artırmaktadır.
  2.  İnflamasyon (çeşitli mikrobik ajanlar veya toksinlere karşı vücudun geliştirdiği hararet artışı, kızarma ile karakterize olan iltihabi reaksiyon) ile neredeyse tüm kronik hastalıklara zemin oluşturur.
  3. Çoğumuz stresin endişe gibi sebepler sonucu oluştuğunu  düşünürüz   ama stres bir nevi savaşçı görevi üstlenmesiyle  bundan çok daha fazla önemlidir. Bu vücudunuzun homeostazi yani;“hücrelerin yaşam için gerekli olan ve her an değişim olasılığı olan kan miktarı, kan basıncı, beden sıvıların ve dokuların PH’ı, ozmotik basınç, beden ısısı, oksijen ve diğer kan gazları plazmada bulunan glikoz, üre, çeşitli organik ve inorganik madde miktarı gibi çeşitli fizyolojik değerlerin normal sınırlar içinde değişmez tutulması” kısacası dengenin korunması için çalışması demektir.
  4. Stres bu şekliyle vücut için bir parça iyi gibi görünmektedir ancak stresin sadece ölülerde olmadığı da bir gerçektir.
  5. Açıkçası o zaman stresi tamamen yok edemeyiz.
  6. Bunun için ne fazla çaba harcamalısınız ve ne de denemelisiniz.
  7. Çok fazla stresin kötüye giden sağlık, yaşlanma ve hastalık ile bağlantılı olduğundan çabanız sadece, aşırı stresi azaltmanız ciddi önem taşımaktadır.
  8. Bunu başarmak için de aşağıda verilen önerileri deneyin:

Ø  Acıktığınız zaman yemek yiyin ve tokluk hissettiğiniz an yemeği durdurun.

Ø  Susuz olduğunuzda “su” için

Ø  Yorgun olduğunuzda uyuyun ve özellikle uyku ortamının karanlık olmasına özen gösterin.

Ø  Mümkünse aşırı sıcak ya da çok soğuk ortamda durmaktan kaçının.

Ø  Eğer düşük dereceli de olsa bir enfeksiyon varsa onunla başa çıkın.

Ø  Ağır ve güçlü kullanılan nefeste oksijenin birçoğu kullanılır. Böylece vücut bunu başarmak için çok daha fazla çalışmak zorunda kalacaktır bu da kasların gücünü alır, siz kendinizi bitkin hissedersiniz.  Eğer mümkünse  rahat en az çaba ile nefes kullanmalısınız.

Ø  En az çabayla doğru nefes almak, stresi azaltmak ve sağlığınızı nasıl geliştirebileceğinizi öğrenmek ise teknik nefesler sonucunda kendiliğinden oluşacak bir süreci beraberinde getirecektir.

Ø  Nefes uzmanından destek alabilmek ise en doğru davranış olacaktır.

http://pozitifid.com/

http://pozitifid.wix.com/pozitifid#!about/cipy

Kaynak: Buteyko.com

Çeviri: Perihan yıllı

Kitap isteme adresleri:

http://www.dr.com.tr/Kitap/Bir-Yudum-Nefes/Perihan-Yilli/Egitim-Basvuru/Saglik/Geleneksel-Saglik-Yontemleri/urunno=0000000645484

http://www.idefix.com/kitap/bir-yudum-nefes-perihan-yilli/tanim.asp?sid=F5YED7MU7Y2NYBSANE4M

http://vatankitap.gazetevatan.com/kitaplar/bir_yudum_nefes/2/152755