Archive | Ağustos 2012

başarabilirsin….

                                                                                               her şey sende ve doğanda gizli 


SİZİ ENGELLEYEN ÖNÜNÜZDE SET OLUŞTURAN 

ZİHNİNİZİN AKTİF OLMASINA NEDEN OLAN EN ÖNEMLİ FAKTÖRLER NELER?…

HİÇ DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ?.


ataletinizle başa çıkabilirsiniz ….



1- Korku :Düşüncelere felç etkisi yapar. Korku kökeni mutlaka bulunarak çözümlenmeli

2- Stres:Fazla yüklerden arınılmalı , görev paylaşımı yapılmalı.. HAYIR demeyi öğrenmeliyiz..

3- Telaş: planlama işler önem sırasına göre ayrıştırılmalıdır..öncelikleriniz ön sıraya alınmalı.
4- Kurallar: Aşırı paradigmalar atılımyapmada önünüze set olacaktır empati yaparak ilkelerinizi kontrol edin.

5- Tek düzelik : Zamanla bıktırıcılık yaratır . Değişime açık olun. Hayat sizin dışınızda alabildiğince hızla yer değiştiriyor.

6- Dikkat eksikliği: Sizi rahatsız eden şeyi bulun ve ortadan kaldırın dikkatinizin istediğiniz noktada yoğunlaştığını fark edeceksiniz..

7- Zaman bir baskıdır : Zaman izafidir kişiye göre zaman takvimi vardır..kendiniz için en uygun zamanı seçiniz ..olgunlaşma sürecinizin bitimine yakın harekete başlayın.

8- Şüphe: Kendinize tolerans tanıyın olumlu düşünün “olumlu olun” istediğiniz potansiyele ulaşacaksınız…

9- İsteksizlik ( ataletsizlik) : Yaptığınız şeyden hoşlanmıyorsanız, sevebileceğiniz yeni projeler hedefler arayın ve siz,n en kolay başarabileceğiniz işten başlayın

Son olarak….düşünmeden ani atılımların sonu her zaman mutlu istenen sonuca varmayabilir..olgunlaşma sürecinize çok az kala ATILIM ZAMANIDIR hedefleriniz şaşırtıcı biçimde arka arkaya gelecektir…

İşte başardınız ; ayağınız yere sağlam basarak kutlayabilirsiniz , ancak …

Mevlana’nın dediği gibi

 

” Bir ayağımız yer üzerinde sağlamca dururken , öteki ayağımız yetmiş iki milleti dolaşır.” Sözünü akıldan çıkarmayarak……

 

Pozitif ID

     

Kişisel Gelişimin Profesyonel Tasarımı 

    

 
 

Sitedeki yazılar izinsiz ve kaynak belirtmeden başka yerde yayımlanamaz. yazıları  kaynak belirterek ya da  link vererek paylaşabilirsiniz,teşekkür ederiz PozitifID Kişisel Gelişim  

 

ön yargıları parçalamak

ön yargıları parçalamak

                                                                                           her şey sende ve doğada gizli,

 

Ön yargıları parçalayabilir misiniz?

onlar, sizi parçalamadan……

” bedenler ağızları kapalı testilere benzerler

  her testide ne var? sen ona bak”  der mevlana 

 

  einstein ise ”  ön yargıları parçalamak atomu parçalamaktan daha zordur ” der

 

bazen her söylenene itibar edilemeyeceği gibi “kimilerinin kurgularının yalnızca senaryo olabileceğini de düşünerek den, 

 

  ” önyargıyı  dogmatik öğretilerden beslenen diğer şahıslara karşı olan tutumlarda ayrımcılık olarak tanımlayabiliriz

temel olarak tabanda sayısız faktörel özellikleri bünyesinde barındırır ” ekonomik , coğrafi özellikler, sosyo-kültürel-dinsel-tinsel, gibi”

kişisel olduğu gibi toplumsal olarak grupları etki alanına alabilecek kadar güçlüdür ki  besleyen motifleri  oldukça  farklılıklar gösterir…

 

tıpkı belirteceğimiz , gerçek olduğu savunulan örnek öyküde ki gibi,

Kaba saba, soluk, yıpranmış giysiler içindeki yaşlı çift, Boston treninden inip utangaç bir tavırla rektör’ün bürosundan içeri girer girmez, sekreter masasından fırlayarak önlerini keser…

Öyle ya, bunlar gibi ne idüğü belirsiz taşralıların Harvard gibi üniversitede ne işleri olabilirdi?

Adam, yavaşça rektörü görmek istediklerini söyledi. İşte bu imkansızdı..

Rektörün o gün onlara ayıracak saniyesi yoktu..

Yaşlı kadın, çekingen bir tavırla; “Bekleriz” diye mırıldandı…

Nasıl olsa bir süre sonra sıkılıp gideceklerdi.. Sekreter sesini çıkarmadanmasasına döndü..

Saatler geçti, yaşlı çift pes etmedi..

Sonunda sekreter, dayanamayarak yerinden kalktı.

“Sadece birkaç dakika görüşseniz, yoksa gidecekleri yok” diyerek rektörü iknaya çalıştı. Anlaşılan çare yoktu..

Genç rektör, isteksiz bir biçimde kapıyı açtı. Sekreterin anlattığı tablo içini bulandırmıştı. Zaten taşralılardan, kaba saba köylülerden nefret ederdi. Onun gibi bir adamın ofisine gelmeye cesaret etmek, olacak şey miydi bu? Suratı asılmış, sinirleri gerilmişti.

Yaşlı kadın hemen söze başladı. Harvard’da okuyan oğullarını bir yıl önce bir kazada kabetmişlerdi. Oğulları, burada öyle mutlu olmuştu ki, onun anısına okul sınırları içinde bir yere, bir anıt dikmek istiyorlardı.

Rektör, bu dokunaklı öyküden duygulanmak yerine öfkelendi. “Madam” dedi, sert bir sesle, “Biz Harvard’da okuyan ve sonra ölen herkes için bir anıt dikecek olsak, burası mezarlığa döner…”

“Hayır, hayır” diyerek haykırdı yaşlı kadın.. “Anıt değil… Belki, Harvard’a bir bina yaptırabiliriz”. 

Rektör, yıpranmış giysilere nefret dolu bir nazar fırlatarak, “Bina mı?” diyerek tekrarladı, “Siz bir binanın kaça mal olduğunu biliyor musunuz? Sadece son yaptığımız bölüm yedi buçuk milyon dolardan fazlasına çıktı…”

Tartışmayı noktaladığını düşünüyordu. Artık bu ihtiyar bunaklardan kurtulabilirdi..

Yaşlı kadın, sessizce kocasına döndü:

Üniversite inşaatına başlamak için gereken para bu muymuş? Peki, biz niçin kendi üniversitemizi kurmuyoruz, o halde?” 

Rektör’ün yüzü karmakarışıktı.. Yaşlı adam başıyla onayladı.

Bay ve bayan Leland Stanford dışarı çıktılar. Doğu California’ya, Palo Alto‘ya geldiler. Ve Harvard’ın artık umursamadığı oğulları için onun adını ebediyyen yaşatacak üniversiteyi kurdular.

ABD’ nin , önemli üniversitelerinden birini: STANFORD‘u.

Pozitif ID 

Kişisel Gelişimin Profesyonel Tasarımı 

 

Sitedeki yazılar izinsiz ve kaynak belirtmeden başka yerde yayımlanamaz. yazıları  kaynak belirterek ya da  link vererek paylaşabilirsiniz,teşekkür ederiz PozitifID Kişisel Gelişim

yaşasınnn çocuğum okula başlıyor

                


                                                                                 her şey sende ve doğada gizli   




yaşasın  çocuğum okula başlıyor

diyebilen abeveynler, yaratılmalı…


erken yaş eğitiminin sakıncaları, 4+4+4

 
çocuğun ders konuları ilgisini çekmeyeceğinden dolayı , dikkati  dağılacaktır ve potansiyel ” dikkat eksikliği ” oluşum sürecine girecektir , beraberinde de ,
okumaktan, yaptığı işten çabuk sıkılan ve diğerlerinin ” tembel ” ,” başarısız””

beceriksiz” olarak sınıflandırdığı  ”  farklı eğilimler sergileyen bir gurup gelecektir … lütfen dikkat !…

çocuk okula başladı.
sınıf öğretmeni ve RAM ‘ce okula başlamasında sakınca vardır, bir yıl sonra okula başlayacaktır ” biçiminde  rapor verilecektir ve akabinde de psikiyatr raporuna başvurulacak ve çocuk okuldan alınarak ” bir sonra ki öğretim yılında okula başlaması uygun görülecektir ” rapor sonucunda…
çocuk ve ailenin  durumu…
özellikle de çocukta ki travmayı düşünebiliyor musunuz?
yaşıtlarının sözsel uygulayacağı baskı ,”çocukta yalnızlık, değersiz gibi duygu durum bozuklukları yaratacaktır…

sisteme göre , öncelikle izlenen yol , psikiyatr dan rapor alınması öngörülüyor , buna da peki; ya rapor alamayanlar ne olacak?
O halde okula erken başlayan çocukların tümüne “toplu rapor verilmeli” eşitlikten fazlası ile söz edilen bir süreç yaşanıyor ise ; uygulama da tek tip olmalıdır

psikiyatra götürülen çocuğa ebeveyn, ne diyecek?
– çocuğum senin okula başlaman için   doktor karar verecek, sonuç olumsuz olduğu durumlarda , ne söylenecek?

istenildiği kadar ikna edici olunsun , “okula başlatabileceği ” kararı verilen akranlarının karşısında düştüğü durumun muhakemesini çocuktan beklemek, 

 

 önce ki dönemlerde yaşanan uygulamalardan kısaca söz edecek olursak ; 

bir dönem , lkokul eğitimde  3. sınıfa kadar sınıf tekrarı (sınıfta kalma ) kaldırılmıştı ve 3. sınıfta olup da okuma yazma  öğrenememiş  çocukların  sonucunu varın düşünün…

1983-1985 yıllarında ise , 05 yaş uygulaması ülkemizde denenmiş ve olumsuz sonuçlarından dolayı vazgeçilmiştir,
 
Çocuğun öğrenme amacıyla mantıklı düşünme, olaylar arası bağlantı kurması ,yorum 
 
 
yapabilmesi ,analiz ve sentez yapabilmesi , bir işi başından sonuna kadar bitirebilmesi 
 

kısacası  “bilişsel süreç 6 yaştan sonra başlar” ,

 
bir diğer sakıncası , okulların fiziki koşullarına da değinmek isterim. büyük kentlerde 3-4 katlı kurumlar mevcuttur, oyun amaçlı her katı kullanacak , bu yaş çocuğu fizyolojisi gereği atlama zıplama koşma eğilimlidir, 
 
edindiğim   deneyimlere döre ; küçük yaşta  okula başlayan çocuklarda , ileri  dönemlerde 
 
” dikkat eksikliği ” ve ” hiperaktif çocuk -ergen ”  teşhisleri tanıları konulmuş ve ileri ki 
 
dönemlerde madde bağımlılığı yaratacak ilaçlara başvurularak , çökmüş gençlik 
 
yaratılmıştır
 
geçmiş dönemlerde erken okula vermek isteyen aileler de ortak bir düşünce hakimdi …
 
ve bir çok ebeveyn çocuğunu diğerleri ile mukayese ederek üstün olduğu iddiasını savunurdu,
 
şüphesiz çocuk ailenin merkezidir , her davranışı karşısında mutluluğu yaşamamalarının 
 
önemli bir nedeni övünç kaynağıdır 
 
” her çocuk ailesi için, olağanüstü zekidir” zeki oluşunun sürekliliği ,
 
 
 karmaşık bir zihin gelişimin önlenmesi amacıyla ; 
 
biyolojik ve zihinsel sürecin doğru işlemesine izin vermek , 
 
   
   yalnızca   “İZİN VERMEK ” akıllcıl doğru ve gelecekte çocuğun ,gencin 
 
zorlanmaması başarmasının mutluluğuna  zemin hazırlanması adına 
 
 yerinde bir karar olacaktır ..
.
BİR YIL gelecek açısından önemli bir kazançtır kayıp değil..
 
“bizler yarının yetişkinleri adına KARAR VERİYORUZ “
 
 
ilk öğretime başlama yaşı 06 yaştır..
 
 
 

Pozitif ID

     

Kişisel Gelişimin Profesyonel Tasarımı 

      

 
 

şekersiz tatlar,tatlılar…

                                                                                     her şey sende ve doğada gizli ,

şekeri şekerlemeleri 

alışkanlıklarımızdan çıkarmaya 

ne dersiniz?

 

deneyin muhteşem damak tadları tek yapılacak şey hayal dünyanızın sınırlarını genişletmek

 

Şekersiz Kek

İkram ettiğinizde şekersiz ve tatlandırıcısız olduğuna kimsenin inanmadığını göreceksiniz.

2 su bardağı tam un

1 su bardağı sut ya da soda

Kuru meyvelerden kıyılmış halde 2 avuç dolusu (kayısı, kuru üzüm, dut kurusu, incir…büyük meyveler ince ince doğranmış..).

1 pk kabartma tozu ve 1 çay kaşığı karbonat (eklemeden önce üzerine birkaç damla limon suyu sıkılırsa kokusu gider)

Hepsini çatalla ya da çırpma teli ile karıştırıp kek kalıbında 170-180 C’de 20 dakika kadar pişirin. Pişme kontrolünü bıçakla yapın.

Bu tarif son derece esnektir. İsteyen farklı unlarla, kakao ya da tarçın ekleyerek (tarçın kuru meyvelere çok yakışır) yapabilir.

Kıyılmış ceviz ve fındık bu tarifte çok güzel gidiyor. Kakaolu denemek isteyenlere not, meyve çok baskın olduğundan kakao pek fark edilmiyor.

*Yağ ve yumurta orijinal tarifte yok. İsterseniz 1 fincan kadar yağ ve 1 yumurta ekleyip, sütü yağ ve yumurta başına 2 kaşık azaltabilir ya da unu artırabilirsiniz.

Elde ettiğiniz hamurun kıvamı hassas değildir. İlk denemeniz sonrasında daha katı ya da daha yumuşak kek istiyorsanız sıvı miktarını biraz artırın ya da yumurta ekleyin.

Yumurta eklendiğinde öncelikle yumurtanın çatal ya da çırpma teli ile çırpılması önerilir.

*Bu tarif hemen hazırlanacak şekildedir. Beğendiğiniz takdirde bir sonraki denemenizde kuru meyveleri bir gece önceden 2 bardak süte yatırmanızı ve yukarıdaki tarifi, meyvelerin emdiğinin dışındaki serbest süt miktarını 1 su bardağına tamamlayarak uygulamanızı öneririz. Bu takdirde meyve ile tatlanmış süt ve yumuşamış meyvelerle ayrı bir lezzet elde edersiniz.

Şekersiz Sütlü Tatlı

İşte beyaz sekersiz en kolay tatlı:

Kıyılmış kuru incir ya da kuru kayısıları 1 gece önceden kaselere sütün içine yatırın. Kaselerin üzerlerini kapayıp, buzdolabında tutun. Kuru meyveler süt ile yumuşuyor ve süte jelimsi bir kıvam veriyor. Eğer 2 gün buzdolabında bekletirseniz puding kıvamında, çok lezzetli bir tatlı oluyor.

Bunu bütün inciri süte en az 24 saat yatırım (yine buzdolabında), kıyılmış ceviz ile değişik bir incir tatlısı olarak sunabilirsiniz. Karanfil, tarçın..vb sizin yaratıcılığınıza kalmış. Eğer buzdolabında 2 gün bekletirseniz tadı daha da olgunlaşıyor, özellikle önerilir.

Şekersiz, Kuru Meyveli Kurabiye

Kuru tatlı meyve – en az 2 su bardağı dolusu (kuru uzum, dut kurusu, incir ve kayısı ince kıyılmış olarak)

2,5 su bardağı tam un

1 su bardağı süt

1 paket kabartma tozu + 1 çay kaşığı karbonat

Yarım kahve fincanı sızma zeytinyağı

İstendiği takdirde kıyılmış fındık, ceviz..vs ve baharat olarak tarçın koyabilir

(i) Tüm malzemeleri karıştırın. Ele bulasan ve tipik kurabiye hamuru kadar kati olmayan bir hamur elde edin.

(ii) İki kaşıkla/elle tepsiye dizin (sekil verilemiyor zaten).

(iii) 180 derecede pişirin (Kekteki gibi bıçak kontrolü yapıp, çok fazla pişirmeden alınması önerilir. Daha sert kurabiye isteniyorsa pişme süresi uzun tutulabilir).

Yumurta tarifte verilmedi ancak bağlayıcı olarak 1-2 yumurta ekleyip, sütü yumurta başına 2 kaşık kadar azaltabilir ya da unu artırabilirsiniz

PÜF NOKTALARI :

-Gerçekten tatlı olmasını istiyorsanız kuru meyve miktarını artırın. Miktarı artırdığınızda, kimse içinde beyaz şeker olmadığını anlayamaz.

-Eğer vaktiniz var ise incir ve kayısıyı 1 gece önceden 2 su bardağı sütün içine yatırın. Ertesi gün hamurunuzu bununla yoğurun. Tatlılık kurabiyeye daha iyi yayılmış oluyor.

-Ölçüler hassas değil. Yağ/süt/un karışımıyla oynayabilir, daha katı ya da daha yumuşak yapabilirsiniz.

Pozitif ID 

kişisel gelişimin profesyonel tasarımı 

   

Kişisel Gelişimin Profesyonel Tasarımı 

kaynak

şu şekerin hiç şakası yok!…

                                                               her şey sende ve doğada gizli 


tatlı niyetli acılar ve ızdırap verici  ağrılar…


şekerler şekerlemeler çocukluğumuzun “düşü ve gerçeği “erişkin dönemin ise kabusu

nasıl yanlış bir alışkanlıktır? yeni doğan bebeğine emziği verilmeden önce şekere banılması…

ya da diğer besin türlerini  şekerle tadlandırarak bebeğe yedirmek

ya da cicili bicili şekerlerle tanıştırmak

yıllardır mutluluğu yaşatmak için şekerlerle şekerlemelerle yapılan  şeker niyetli yanlışlar oysa araştırmalar  gösteriyor ki

kalsiyum eksikliği ( …şeker sentetik olarak üretilmektedir, sindirimi esnasında zehirli asit üretmektedir  vücuda salınan bu zehirli atıkları  asimile etmek ise kalsiyum içeriğindeki  mineraller ve tuzlar  tarafından sağlanmaktadır ve organizmada doğal bulunan dişler ve kemiklerim rezervlerini kullanarak , şeker yan ürünleri yok edilmektedir DİŞ ÇÜRÜMESİ ,KEMİK ERİMESİ ( ostropoz)’ un temel nedeni şeker tüketimi ile doğru orantılıdır

şeker tahribatı yanında kalsıum , yağların dengeli kullanılmaması neticesinde ( çok fazla ya da çok az )  vücut tarafından atılmaktadır

son günlerde şekeri daha rafine olarak kullanıma sunma düşüncesi hakim olmaya başladı yani, sıvı şeker ( şişelerde litrelenerek ) gündeme oturtulmaktadır.

yüzyıllardır  tatlanacağız diye acılarla ağrılarla dolu  bir  yaşam şeklinin insanlığa  sunulması oldukça şaşırtıcıdır…

anne adaylarına ve lohusa annelere yüzyıllardır depolanan şekerler…( lohusa şerbetinden tatlılara kadar….)

işte ABD’ nin şekeri yasakladığı haberi…

http://arsiv.indigodergisi.com/arsiv/neslihan_kolayasak_09.htm

şimdilerde  kayıpların telafi yolları

 Bitkisel, takviyeler  gündeme getirilmektedir yeni pazar arayışları ve  etkileri yan etkileri % 100 kanıtlanmamış  ürünler,

şekerin şekerli yiyeceklerin tahribatını giderme çalışmaları, daha ulaşılabilir olan ;

 çözüm , son günlerin spekülatif hayvansal gıdası  tavuklarmızın  yumurta kabuklarında  ki kalsiyumun yararları ile  gündem oluşturmaktadır

ne yapıyoruz?

bir adet yumurta  kabuğunu kaynar suda 3-5 dk. pişiriyoruz

havanda un kıvamında ezerek yarım limon suyuyla karıştırarak tüketiyoruz…

http://www.youtube.com/watch?v=Bp6cJHUugr4&feature=related

.

Yumurtanın kabuk dokusu kemik ve dişlerimize eşdeğer  özeliklerde olduğu kesinleşmiş bir bulgudur

 içeriğinde  bakınız neler  var;

 

bakır, flor, demir, manganez, sülfür, silisyum  çinko gibi sayısız mineraller mevcut,

Macaristan ve Alman bilim adamları  insan vücudunda yaptıkları araştırmalar neticesinde, yetişkinler ve  çocuklarda  diş ve kemik tedavisinde ki olumlu sonuçlarının  yanında;

tırnak ve saç kırılmaları

dokuların dayanıklılığını sağlayarak ; diş eti kanamaları,  uykusuzluk, barsak sorunları ,

kan dolaşımına katkıları yanında radyasyonun etkilerini azalttığı gibi sayısız yararları olduğunu savunmaktadırlar…

sonuç olarak..

her şey doğanın mucizelerinde gizli..

sentetik gıdalar ile ,

sağlığımızı kaybettik

zaman kaybettik

emek ve para kaybettik …

en önemlisi de sağlığımızı kaybettik…

çok geç dahi olsa farkına vardık..

en önemlisi ise nefesin koruyucu iyileştirici gücünün keşfedildiği modern dünyamızdan geçiyorken..

hiç bir şey için geç değildir…

 

http://www.youtube.com/watch?v=hMRBl3NB40E

yumurta kabuğu karışımı

http://www.youtube.com/watch?v=tXUiMIJsqhw

şeker kullanırken

Pozitif ID

   

Kişisel Gelişimin Profesyonel Tasarımı 

insan ömründe hedef 500 YAŞ…

                                                                  “içindeki sen ” ile keyif dolu yolculuğa hazır mısın ?



insan ömründe hedef   ” 500  yaş mı?…

insan ömrünün , yıllara göre dağılımı

1700 ‘ lerde . 25-30 yıl


1800 ‘lerde    35-50 yıl


1900 ‘lerde    60-70 yıl


 günümüz 2000′  lerinde ise  insan ömrü ortalama  75 -85 yıl


hedef 500 ‘lere çıkarma çalışmaları 


Moskova Devlet Üniversitesi’ nden Vladimir Skulachev, 40 yıllık çalışmalarının sonucunda  hücre ölmesini engelleyen ölümsüzlük hapının iki yıl içinde  oluşumunun tamamlanacağını



Üniversitelerin, genetik uzmanlarının  kök hücre teknolojisini geliştirilmesi;


küçük çocuklarda nadiren görünen kasların gelişiminin  gerilemesinden yola çıkarak  erken 


yaşlanmaya yol  açan, proteini tanımlamaya çalışarak yaşlanmayı durdurma çalışmaları 
     
US ’de bulunan Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nün biyoteknoloji laboratuvarı ‘ndan


Leonard Guarente, mantar hücrelerinde metabolizmayı yavaşlatarak, yaşlılığın da yavaşlamasını 


sağlayan insan vücudunda da bulunduğu iddia edilen ,


 SIR 2 adlı genin, insan vücudunda da bulunduğunu tespit etmiş, şimdi bu  genin insan ömrünün 


uzatılması ve  yaşlılığın durdurulma çalışmaları



bunlar bilinen çalışmalar ..


açıklanmayan tespit edilmeyen çalışmalarda mümkündür


günümüz modern tıbbı gen ve kök hücre konusunda inanılmazları gerçekleştirme yolunda hızla ilerliyor…


düşünmek bile ürpertiyor, 500 yaşlara kadar yaşayan bir insan ırkı…


zaman kavramında değişiklikler ,mekanda değişimler, düşüncelerde ,… hayatın akışında tümden farklılıklar


şu durumda, tarihsel süreci değerlendirdiğimiz zaman ortalamalara göre ; 


insan ömrü yaşam standartlara koşullara göre her 10 yılda  2 yıl artmaktadır


bulgulara göre bu gün doğan çocuklarımızı 150 ‘li yaşlar bekliyor


medical tıptan tutun  , kişinin kendi bedenini  kendi gerçeklerinin ve rituellerinin de farkına varması 


beynini kullanmayı öğrenmesinden nefes farkındalığına kadar tümü ile etken faktörlerdir


500 yaşlara kadar yaşamak….


insan ırkı yerine başka canlıların yeryüzüne hakim olacağı fikrini de destekler gibi duruyor … 




Kabartmada bariz bir biçimde 65 milyon yılönce yaşamış ve dünya sahnesinden çekilmiş Stegosoros (Stegosaur stenops) görülmektedir.
Günümüz gergedanlarını anımsatan bu dinazor çağdaş bilim adamlarına göre hiç bir zaman insanlar tarafından canlı olarak görülmemiştir. Bizler onun varlığını ancak 20nci yüzyılda yapılan paleoantolojik kazılarda çıkan kemiklerin yeniden bir araya getirilmesiyle öğrendik.
Pekiyi durum böyle ise bu kabartmayı yapan sanatcı neyi model olarak kullanmış olabilir?
Bazılarına göre tapınak duvarındaki resim bir gergeden veya su aygırına aittir. Kimileri ise bu oymanın modern bir sahtekarlık ürünü olduğuna inanmaktadır. Turistler çekmek için yeni bir düzenleme olabilir. Belki de bu hayvan yakın tarihe kadar yaşamış da olabilir.

Kamboçya’da bulunan Angkor Tapınağı antik dünyanın en önemli yapılarından biridir. 8nci yy.dan 14ncü yüzyıla kadar hükümdarlık sürmüş olan Khmer İmparatorluğu zamanda işaa edildiği bilinen tapınak

Mısır’da,Aslan başlı dinozorları güden insan çobanlar

Pozitif ID

Sitedeki yazılar izinsiz ve kaynak belirtmeden başka yerde yayımlanamaz. yazıları  kaynak belirterek ya da  link vererek paylaşabilirsiniz,teşekkür ederiz PozitifID Kişisel Gelişim

 

Kişisel Gelişimin Profesyonel Tasarımı

“içinde ki sen” ile keyif dolu yolculuğa hazır mısın?

                                                                    “içindeki sen ” ile keyif dolu yolculuğa hazır mısın ? insan doğanın ta kendisidir; hayvani içgüdüler ve sosyal normlar

insan,  temel seçimlerini içgüdüleriyle yürütmektedir..
her ne kadar yaşadığı  coğrafyasının özellikleri gereği ya da
tercihlerine göre kendi seçtiği coğrafyanın değişimleri ile düşünsel yapısı… hatta yiyecek seçimi, diyet dahil olmak üzere evrim geçirip fiziksel özelliklerinde ciddi değişimlerine sebep olsa da    alınan kararlarda   dürtülerinin egemen olduğu gerçeğini gözlemleyebiliriz.


insanlar diğer canlı türünden hayvanlar gibi belirlenmiş içgüdülerle doğmaktadır,
beynin embriyolojik süreci yanında  gelişme dayalı değişimi deneyimlediği gördüğü olayları öğrenmeye çalışır


bunlar hafızasının arka planıdır , hafızanın temelini oluşturan kişiliğin temel unsurlarınnı belirleyisidir,


nelerden keyif alır ya da almaz , becerileri gibi özellikleri bu gelişim süreçleri  belirler ve bir bölüm insan yaşamının tümünde değişime açık iken ,  
diğer  bölüm ; çoğunluğu kapsayan insan bölümüdür ,değişime sabitlenmiştir..
bu sabitlendiği dönem çoğunlukla da ergenliğin sonlarıdır., 
değişimde direnen guruplarda , bu içgüdüler sosyal yapı içerisinde arka plana itili konumdadır fakat etkilerini tam anlamıyla yitirmemişlerdir , edilgen pasif durumda adeta uyku durumundadır
şüphesiz iç güdülerin en önemlileri , barınmak hayatta kalmak beslenmek ve üreme ihtiyacıdır  bir insanı çok fazla basınç altında bırakır zorlarsanız , hiç tasavvur etmediğiniz insan dahi beklemediğiniz bir saldırganlık sergiler 


beyin her ne kadar sürekli bir gelişim içinde olsa da , sosyal normlar içinde baskı altında tutulsa da  hayvani  duygular patlayacaktır, neticede her canlı doğanın ürünüdür, hatta “doğanın ta kendisidir doğa hiç bir sosyal normu kabul etmez doğanın özünde savunma korunma vur-kaç dürtüleri güdüleri hakimdir” ..
asıl geldiğimiz yer doğanın kendisidir insan zihni kurduğu hayallerinden  yarattığı dünyanın gerçek dışı kuramlarını yaşıyordur  
değişime açık olmayanlar ise gizledikleri içgüdüsel dürtülerini umulmadık bir yerde zamanda ortaya çıkaracaklardır.
değişime açık olmak gelişimin ana temelidir..
her gelişim bir değişim  değildir
asıl gelişim değişime direnmeme , arka beyin de gizlenmiş pusuda bekleyen hayvani içgüdülerin tutsağı olmadan içgüdülerini önce düşünce boyutunda özgürleştirme becerisidir.


değişime açık olun 


bütünle değil parçayla ilgilenin 


ayrıntılar vardır yaşamda ;


farkında olun


 yargılamayın


 sahiplenmeyin


unutmayın ki!


hiç bir şey bizim değil…


.………………..

Pozitif ID

 Kişisel Gelişimin Profesyonel Tasarımı

Sitedeki yazılar izinsiz ve kaynak belirtmeden başka yerde yayımlanamaz. yazıları  kaynak belirterek ya da  link vererek paylaşabilirsiniz,teşekkür ederiz PozitifID Kişisel Gelişim